Yüzüncü Ad / Amin Maalouf

31 Ekim 2017

Yüzüncü AdYüzüncü Ad

Yüzüncü Ad’dan…

Canavar′ın yılına girmemize daha dört uzun ay var, oysa gelmiş dayanmış bile kapıya. Gölgesi, yüreklerimizi ve evlerimizin pencerelerini örtüyor.

Çevremdeki insanlar başka şeyden söz edemez oldular. Yaklaşan yıl, ön belirtiler, kehanetler… Gelsin! diyorum kimi zaman kendi kendime; boşaltsın artık mucize ve felaketlerle dolu heybesini! Sonra cayıyorum bu düşünceden; tüm o güzel yıllara geri gidiyorum belleğimde, her günü akşamın zevklerini beklemekle geçirdiğimiz o sıradan, iyi yıllara. Ve ağız dolusu lanet okuyorum kıyamete tapanlara.

Nasıl başladı bu çılgınlık? Önce kimin kafasında filizlendi? Hangi gökkubbenin altında? Kesin olarak söyleyemem, yine de bir biçimde biliyorum bunu. Bulunduğum yerden korkuyu gördüm; o iğrenç korkunun doğduğunu, büyüdüğünü, yayıldığını gördüm; kafalara nasıl sızdığını gördüm -en yakınlarımınkine, benimkine varana dek-, aklı yerinden oynatıp ayaklar altına alışını, aşağılayışını, sonra da onu parçalayıp gövdeye indirişini izledim.

Güzel günlerin uzaklaşıp gittiğini gördüm.

Buraya dek dinginlik içinde yaşadım ben. Mutluluk ve erinç içinde, her mevsim biraz daha göbek bağlıyor, biraz daha zenginleşiyordum; elimin ulaşamayacağı hiçbir şeye göz dikmiyordum; komşularım kıskanmaktan çok pohpohluyorlardı beni.

Ve birdenbire, her şey hızlandı çevremde.

Ortaya çıkıveren, sonra da benim hatam yüzünden yokolan o tuhaf kitap…

Yaşlı İdris′in ölümü; gerçi kimse bu yüzden suçlamıyor beni… kendimden başka.

Ve tüm kararsızlığıma karşın Pazartesi günü çıkmak zorunda olduğum şu yolculuk. Bu yolculuğun dönüşü yok gibi geliyor bugün bana.

Bu nedenle bu yeni deftere ilk satırları yazarken pek de tasasız sayılmam. Henüz hangi biçimde aktaracağımı bilmiyorum, ne bugüne dek olanları, ne de şimdiden kendini belli edenleri. Olanı biteni kapsayan basit bir anlatı mı olacak bu? İçten duygularımı dökeceğim bir günce mi? Bir seyir defteri mi? Yoksa bir vasiyet mi?

Belki de öncelikle Canavar′ın yılı konusundaki kaygılarımı ilk uyandıran kişiden söz etmeliyim. Adı Evdokim. Yaklaşık on yedi yıl önce gelip kapımı çalan Moskovalı bir hacı. Neden yaklaşık diyorum ki? Tüccar defterimde kesin tarihi yazılı. 1648 yılı Aralık ayının yirminci

indir

2 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir