Yırtıcı Kuş / Wilbur Smith

16 Kasım 2017

Yırtıcı KuşYırtıcı Kuş

Yırtıcı Kuş’tan…

Karanlık sulara çarparak dantel dantel köpüklerin belirmesine neden oldular.

Çok geçmeden dalan kuşların ve oburca beslendikleri gümüş tirhosların çırpınışlarından suyun yüzü bembeyaz kesildi. Hal bakışlarını bu sahneden ayırarak belirmeye başlayan ufku taradı.

Bir yelkenin pırıltısını gördüğü an kalbi tekledi sanki. Sadece bir fersah ötede dörtköşe seren yelkenleri olan yüksek bir gemi belirmişti. Hal ciğerlerini havayla doldurdu ve kıç güvertesine seslenmek için ağzını açtı. Ama sonra tekneyi tanıdı. Bu, Doğu Hindistan’dan gelen bir Hollanda gemisi değil, Moray Martısı adlı firkateyndi. Her zamanki yerinden çok uzaktaydı. Hal bu yüzden yanılmıştı.

Hollandalılara abluka uygulayan küçük filonun önemli bir gemisiydi Moray Martısı. Geminin görünmemesi için “Akbaba” diye tanınan kaptanının doğu ufkunun aşağısında beklemesi gerekiyordu. Hal branda bezinden gözetleme yerinin yanından eğilerek aşağıya, güverteye baktı. Babası da ellerini beline dayamış, başını yukarı kaldırmış, ona bakıyordu.

Delikanlı aşağıya seslenerek gördüğü tekneyi bildirdi. “Rüzgâr yönünde Martı.” Babası doğuya doğru bakmak için döndü. Sir Francis koyu renk gökyüzünün önünde kapkara duran Akbaba’nın gemisini tanımıştı. İnce boru biçimindeki pirinç teleskopu gözüne götürdü. Hal babasının omuzlarının duruşundan, teleskopu kapatışından ve yeleye benzeyen siyah saçlarını arkaya atışından onun öfkeli olduğunu anladı. Gün sona ermeden iki komutan ağız dalaşına girişeceklerdi. Delikanlı usulca güldü. Sir Francis demir gibi iradesi, sivri dili, yumrukları ve kılıcıyla hedef seçtiği insanların ödünü patlatırdı. Aynı mezhepten şövalyeler bile ondan çekinirlerdi. Hal o gün babasının öfkesinin odak noktasının kendisi değil de, başkaları olacağı için sevindi.

Moray Martısı’nın gerisine doğru bakarak yeni gün başlarken gitgide belirginleşen ufku taradı. Keskin genç gözlerine yardımcı olması için bir teleskopa ihtiyacı yoktu. Zaten gemide o pahalı gereçten sadece bir tane vardı. Hal diğer yelkenleri fark etti. Tekneler tam olmaları gereken yerdeydi, koyu renk denizde küçücük beneklere benziyorlardı. Durumlarını bozmayan bu iki büyük filika yanlarda, Lady Edwina’dan on beş fersah ötedeydiler. Hal’ın babasının Hollandalıları yakalamak için oluşturduğu geniş ağın birer parçasıydılar

indir

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir