Felsefenin Öyküsü / Will Durant

7 Aralık 2017

Felsefenin ÖyküsüFelsefenin Öyküsü

Felsefenin Öyküsü’nden…

Avrupa haritasına bakacak olursanız Yunanistan’ı, eğri büğrü parmaklarını Akdeniz’e uzatan bir iskelet eli sanırsınız. Bir pençeyi andıran bu el, güneye doğru uzanarak M.Ö. 2000 yılında Girit adasında doğan uygarlık ve kültürü avcuna alıvermiş. Doğusunda, Eflâtun öncesi çağlarda, zanâat ve ticaret fâaliyetleriyle kaynaşan Ön Asya, batısında birbiri ardından Yunan sömürgelerinin kurulduğu İtalya, daha sonra Sicilya ve İspanya; en uçta da, her benim diyen deniz kurdunun geçmeyi göze alamadığı “Herkül Sütunları” denilen bugünkü Cebelitarık vardı. Kuzeydeyse, o zamanki adları Teselya, Epiros ve Makedonya olan uygarlıktan oldukça uzak, barbar bölgeler uzanıyordu. Homeros ve Perikles çağındaki Yunanistan’ın dehâlarını doğuracak güçlü insan sürüleri, ya bu bölgelerden çıkıp ya da buraları geçerek gelmişlerdi.

Yunanistan, birbirini izleyen koy ve körfezleriyle deniz, dağlar ve tepeleriyle kara engellerinin doğal bölgelere ayırdığı bir toprak parçasıdır. O günlerde yolculuk ve ulaştırma çok çetin ve tehlikeli olduğundan, her adanın halkı, kendi kendine yeten iktisadî hayat düzenini, devlet şeklini, türlü kuruluşlarını, lehçelerini, dînini ve kültürünü oluşturup geliştirmişti. Bunlar Lokris, Beotia, Ahaya, Arkadia, Mesenya, (Isparta’sıyle) Lakonya, (Atina’sıyle) Atika gibi etkili topraklarla çevrelenmiş bir ya da iki şehirlik topluluklardı.

M.Ö. 490-470 yıllarında, Isparta ile birlikte Perslere karşı yaptığı savaşlardan üstün çıkması, Atina devletini daha da güçlendirdi. Yunan şehirleri içinde en doğuda yer alan Atina, Ön Asya’nın işlek şehirlerine ulaşmak isteyen Yunanlıların geçidi, eski kıtanın zenginlik ve kültürünün de ülkeye girdiği kapıydı. Pire limanıysa, denizin kudurgan sularından kaçan sayısız tekneleri barındırırdı. Pers savaşlarından sonra donanmasını ticaret filosuna çeviren Atina da, işlek bir pazar ve liman oldu. Töreleri ve yaşayış biçimleri değişik, türlü soylardan gelen insanlar burada buluşuyor; birbiriyle ilişkileri, yarışmaları, yaptıkları karşılaştırmalar, birtakım incelemelerin ve düşüncelerin doğmasına yol açıyordu.

Çeşitli ilişkilerin kurulduğu bu gibi merkezlerde, geleneklerle köklü inançlar birbirlerini törpüleyerek etkisiz hâle getirirler. İnanç duyulan şeylerin sayısı arttıkça, insan bunların hepsine kuşkuyla bakmaya başlar. İlk kuşkucuların, öyle her şeye körü körüne inanamayacak kadar çok

indir

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir