Sineklerin Tanrısı / William Golding

11 Aralık 2017

Sineklerin TanrısıSineklerin Tanrısı

Sineklerin Tanrısı’ndan…

Sarı saçlı çocuk, kayadan indi, lagüne doğru yöneldi. Okul üniformasının ceketini çıkarmıştı. Elinde tuttuğu ceketin ucu yerlerde sürünüyordu. Ter içindeydi; kurşuni gömleği gövdesine, saçları alnına yapışmıştı. Vahşi ormanda açılan uzun yaranın izi sıcakta buğulanıyordu sanki. Sürüngen bitkilerle kırılmış ağaç gövdeleri arasında ağır ağır tırmanırken, bir kuş –kırmızılı sarılı hayalimsi bir kuş– cadılar gibi bir çığlık atıp, gökyüzüne doğru ışıl ışıl süzüldü. Başka bir ses yankıladı bu çığlığı.

“Hey!” dedi ses, “bekle bir dakika.”

Vahşi ormanda açılan yaranın kenarındaki bitkiler sarsıldı, bir yığın yağmur damlası pıtır pıtır yere döküldü.

Sarışın çocuk durdu, farkına varmadan çoraplarını dizlerine doğru çekti. Bu hareketle birlikte, bir an için, bir İngiliz kasabasına döndü vahşi orman.

Ses gene konuştu:

“Bu sürüngen bitkiler yüzünden kıpırdayamıyorum neredeyse.”

Konuşan, geri geri yürüyerek bitkilerin arasından sıyrıldı. Küçük dallar, kirli rüzgâr ceketini tırmıklıyordu. Çalılara takılan çıplak tombul dizlerine dikenler batmıştı. Eğilip, dikenleri dikkatle çıkardıktan sonra döndü. Sarışın çocuktan daha kısa boylu ve çok şişmandı. Ayaklarını güvenilir yerlere basa basa ilerledi. Başını kaldırdı, kalın camlı gözlüğüyle sarışın çocuğa baktı:

“Megafonlu adam nerede?”

Sarışın çocuk başını salladı:

“Burası bir ada. Yani bir ada olduğunu sanıyorum. Denizdeki şu kayalıklar bir resiftir. Belki hiç büyük yoktur buralarda.”

Şişman çocuk şaşar gibi oldu:

“Pilot vardı. Ama yolcuların bölümünde oturmuyordu. Öndeki küçük bölmedeydi.”

Sarışın çocuk, gözlerini kısmış, denizdeki kayalığa bakıyordu.

Şişman çocuk, “Bir yığın başka çocuk vardı” dedi. “Bazıları çıkabilmiştir uçaktan. Çıkabilmiştir, değil mi?”

Sarışın çocuk, elinden geldiği kadar kayıtsız bir halle denize doğru yürümeye başladı. Hem aldırmıyormuş gibiydi, hem de umursamadığını açığa vurmak istemiyordu. Şişman çocuk, onun peşinden gitti çabuk çabuk:

“Burada hiç büyük yok mu?”

“Yok, bana kalırsa.”

Sarışın çocuk, bunu ağırbaşlı bir halle söylemişti. Ama böylesine istediği bir durumun gerçekleşmesinden duyduğu sevinci tutamadı. Uçağın bıraktığı izin ortasında, başının üstünde amuda kalktı. Tepetaklak sırıttı şişman çocuğa:

“Büyükler yok!”

Şişman çocuk, bir saniye

indir

Bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir