Post Mortem / Albert Caraco
Deneme / 8 Ocak 2018

Post Mortem Post Mortem’den… Sayın Anne öldü, bir süredir onu unutmuştum, belleğimde yeniden canlanmasını sonuna borçluyum. Tekrar unutulup gitmeden önce birkaç saatliğine bile olsa onu düşünelim. Onu seviyor muyum diye kendime sorduğumda Hayır cevabını vermek zorundayım. Beni iğdiş etmekle suçluyorum onu, pek de önemli bir şey değil bu, ama yine de… Bana kendi mizacını miras bırakması daha ciddi, çünkü alkalozu ve alerjileri vardı. Ben ondan daha fazla muzdaribim bütün bunlardan, üstelik benim rahatsızlıklarım saymakla bitmez, üstelik… Üstelik beni dünyaya o getirdi ve ben bu dünyadan nefret etmeyi kendime iş edindim. Kendi yaşamımla pek ilgilendiğim yok, bu da beni duyarsızlaştırıyor, hoşnutluğumu, sevgimisöküp atalı yıllar oldu. Dalgaların dövdüğü kayalar gibiyim, deniz gri, gök siyah, bulutlar geçiyor ve geride eserler kalıyor. Köklerimi acının olduğu kadar zevkin de reddi içine salıyorum, sevgim ermişçe bir ilgisizliğe varıyor. Artık bu ilgisizlikle kaynaşmışım, bütün yaşamım bir ölüm okulu, aslında pek bir meziyetim yok ve çocukluğumdan beri kendimi asla rahat hissetmedim, kalıcı rahatsızlıkların eline düşmüşüm ve ancak deva buldukça varlığımı sürdürüyorum. Bahtsız biri miyim ki ben? Bir Yahudi olarak görünüşte böyle olmam gerek, Yahudilerin çoğu bahtsızdır, ama aynı zamanda çılgınca bir iyimserlik sergilerler, onlardaki yaşam sevgisi idam edilen erkeklerin ereksiyon olmasını çağrıştırıyor, bu iyimserliğin de aynı kökenden kaynaklandığına…