Ozan Beedle’ın Hikayeleri / J.K.Rowling
Fantastik/ 14 Kasım 2017

Ozan Beedle’ın Hikayeleri Ozan Beedle’ın Hikayeleri’nden… Bir zamanlar iyi kalpli bir ihtiyar büyücü varmış, sihrini komşularına yardım etmek için hiç esirgemeden ve akıllıca kullanırmış. Gücünün gerçek kaynağını açığa vurmak yerine de sanki bütün o iksirler, tılsımlar ve panzehirler “şans getiren kazanım” dediği küçük kazandan kullanıma hazır halde çıkıyormuş gibi yaparmış. Kilometrelerce uzaktan insanlar dertlerine şifa bulsun diye gelir, büyücü de memnuniyetle kazanını şöyle bir karıştırır ve her şeyi yoluna koyarmış. Bu pek sevilen büyücü epey ileri yaşa kadar yaşadıktan sonra ölmüş ve tüm eşyalarını tek oğluna bırakmış. Bu oğul, iyi huylu babasından çok farklı bir mizaca sahipmiş. Sihir kullanamayan insanların beş para etmediğine inanırmış, sağlığında babasının komşularına sihir yoluyla yardımcı olmasına da sık sık karşı çıkarmış zaten. Babasının ölümünün ardından oğul, eski kazanın içinde, üzerinde adı yazılı küçük bir paket bulmuş. İçinde altın vardır umuduyla paketi açmış ama onun yerine yumuşak kalın, ayağa giyilemeyecek kadar küçük ve öbür teki ortalıkta görünmeyen bir terlik bulmuş. Terliğin içinde bir parşömen parçasında şu sözcükler yazıyormuş: “Buna hiçbir zaman ihtiyacın olmaması ümidiyle, oğlum.” Oğul, babasının yaşlılıktan sulanmış beynine veryansın edip terliği tekrar kazanın içine atmış ve bundan böyle kazanı çöp kovası olarak kullanmaya karar vermiş. Tam da o gece bir köylü kadın, kapısını çalmış….

Çağlar Boyu Quidditch / J.K.Rowling
Fantastik/ 14 Kasım 2017

Çağlar Boyu Quidditch Çağlar Boyu Quidditch’ten… Bırakın Sinicit’i gitsin de, görmeye geldiğimiz şu asil oyunu seyredelim!” Bilmem buna inanacak mısın, Pru, ama o yabani bana güldü, bir de kalkıp boş kuş kafesini kafama attı. Eh, gözümü kan bürüdü, Pru, cidden gözümü kan bürüdü. Zavallı minik Sinicit bana doğru uçtuğunda, bir Çağırma Büyüsü yaptım. Benim Çağırma Büyüleri’min ne kadar iyi olduğunu sen bilirsin, Pru – elbette onlar gibi süpürge üstünde olmadığımdan nişan almak benim için daha kolay oldu. Minik kuşvızzt diye elime geldi. Onu cüppemden içeri sokup deli gibi kaçmaya başladım. Eh, sonunda beni yakaladılar, ama yakalanmadan önce kalabalığın içinden kurtulup Sinicit’i salıvermiştim bile. Başkan Bragge fena halde kızmıştı, bir an için beni kurbağaya ya da daha beter bir şeye çevirecek sandım. Neyse ki danışmanları onu yatıştırdılar ve sonunda oyunu aksattığım için on Galleon’luk bir cezaya çarptırıldım sadece. Ebette ömrümde on Galleon sahibi olmuş değilim, o yüzden bizim eve güle güle…  

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları / J.K.Rowling
Fantastik/ 13 Kasım 2017

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları Harry Potter ve Ölüm Yadigarları’ndan… Düz yolun sonunda, içinde ışık parıldayan, alt pencereleri baklava şeklinde camlarla kaplı olan güzel bir konak karanlığın içinde yükseldi. Çalı çitin ötesindeki karanlık bahçede bir yerlerde bir fıskiye akıyordu. Snape ve Yaxley ön kapıya doğru hızla yürürken çakıl taşları ayaklarının altında çatırdadı. Kapı görünürde kimsenin açmamasına rağmen, onlar yaklaşırken içeri doğru açıldı. Koridor genişti, loştu ve taş yerin çoğunu kaplayan muhteşem bir halıyla şatafatlı bir dekorasyona sahipti. Duvardaki soluk yüzlü portrelerin gözleri, geçerlerken Snape ve Yaxley‘yi izledi. İki adam bir sonraki odaya açılan ağır bir tahtadan kapının önünde durdu, çok kısa bir an tereddüt ettiler, sonra Snape bronz tokmağı çevirdi. Çalışma odası uzun, görkemli bir masada oturan sessiz insanlarla doluydu. Odanın her zamanki mobilyası dikkatsizce duvar diplerine itilmişti. Işıklandırma yaldızlı bir aynanın altındaki güzel bir mermer şöminenin altında gürüldeyen ateşten geliyordu. Snape ve Yaxley bir anlığına eşikte beklediler. Gözleri az ışığa alışınca sahnenin en tuhaf bölümüne dikkatlerini yönelttiler: masanın üzerinde baş aşağı asılı duran ve görünmez bir iple asılmışçasına yavaşça dönen,…  

Harry Potter ve Melez Prens / J.K.Rowling
Fantastik/ 13 Kasım 2017

Harry Potter ve Melez Prens Harry Potter ve Melez Prens’ten… Köprü on yaşında bile değildi ve en iyi uzmanlar bile neden aşağıdaki ırmağın derinliklerine bir düzine araba göndererek ikiye ayrıldığını açıklamaktan yoksundu. Ayrıca ne cüretle biri o iki iğrenç ve halka iyi tanıtılmış cinayetin polis yetersizliğinin sonucu olduğunu ya da devletin her nasılsa West Country’de çıkan, insan ve mal kaybına neden olan o tuhaf kasırgayı önceden görmüş olması gerektiğini öne sürerdi ve genç bakanlarından biri olan Herbert Chorley’nin bu hafta çok garip davranması sonucu şimdi ailesiyle daha fazla vakit geçirecek olması onun suçu muydu? “Ülkeyi korkunç bir hava sardı,” diye bitirmişti sözlerini rakip, kendi geniş gülümsemesini saklamaya zahmet bile etmeyerek. Maalesef, bu tamamıyla doğruydu. Başbakan bunu kendi bile hissediyordu; insanlar gerçekten de normalden daha fazla mutsuz görünüyordu. Hava bile kasvetliydi; Temmuz’un ortasında serin bir sis… Olamazdı, normal değildi… Notun ikinci sayfasını çevirdi, bunun ne kadar böyle devam ettiğine baktı ve kötü bir iş olduğu için pes etti. Kollarını başının üstünde esneterek gözlerini ofisinde kederle gezdirdi. Mevsim dışı soğuğa karşı sımsıkı kapatılmış uzun sürme pencerelerin karşısında güzel, mermer bir şöminesi olan şık bir odaydı bu. Başbakan hafifçe titreyerek kalktı…

Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı / J.K.Rowling
Fantastik/ 13 Kasım 2017

Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı!ndan… Petunia Teyze, muhabbetle, “Polkiss’lerde” dedi. “Bir sürü küçük arkadaşı var, öyle popüler ki…” Harry, “hıh” dememek için kendini zor tuttu. Dursley’ler oğulları Dudley konusunda gerçekten şaşılacak kadar aptalca davranıyorlardı. Onun yaz tatili boyunca her akşam, çetesinin bir başka üyesiyle çay içtiği şeklindeki gerzekçe yalanlarının hepsini yutmuşlardı. Oysa Harry, Dudley’nin hiçbir yere çay içmeye gitmediğini çok iyi biliyordu; o ve çetesi akşamlarını oyun parkını kırıp dökmek, sokak köşelerinde sigara içmek, arabalarla çocuklara taş atmakla geçiriyordu. Little Whinging’deki akşam yürüyüşleri sırasında, Harry bunların hepsini kendi gözleriyle görmüştü. Tatilin büyük kısmını sokaklarda avare avare dolaşıp, önüne çıkan çöp tenekelerinde gazete aramakla geçirmişti. Saat yedi haberlerinin başlayışını bildiren müziğin ilk notaları kulağına çalındığında, Harry’nin midesi altüst oldu. Belki bu akşam -koca bir ayın ardından- beklediği akşam olacaktı. “İspanya’daki bagaj personeli grevi ikinci haftasına girerken, mahsur kalmış rekor sayıda tatilci havaalanlarını dolduruyor —“ Vernon Enişte, haber spikerinin cümlesi bitince, “Onlara ömür boyu siesta gerek, ben olsam öyle yaparım,” diye hırladı ama, ne önemi vardı ki? Dışarıda çiçek tarhında, Harry’nin kasılmış midesi…

Harry Potter ve Ateş Kadehi / J.K.Rowling
Fantastik/ 13 Kasım 2017

Harry Potter ve Ateş Kadehi Harry Potter ve Ateş Kadehi’nden… Mağaradan farksız mutfağa girdi. Frank yıllardır buraya adım atmamıştı. Ama, çok karanlık olduğu halde, hole giden kapının nerede olduğunu biliyordu. El yordamıyla oraya yöneldi, burun delikleri çürümenin kokusuyla dolmuştu, yukarıdan ayak sesi ya da insan sesi duyabilmek için kulaklarınıdört açmıştı. Hole ulaştı, ön kapının iki yanındaki büyük, tirizli pencereler sayesinde burası biraz daha aydınlıktı. Taşlar üzerinde birikmiş tozların ayaklarıyla bastonunun sesini bastırmasına şükrederek merdiveni çıkmaya koyuldu. Frank sahanlıkta sağa döndü ve davetsiz misafirlerin nerede olduğunu hemen gördü. Koridorun sonunda bir kapı aralık duruyordu, aralıktan gelen titrek ışık kara döşemede altın rengi uzun bir şerit oluşturuyordu. Frank bastonunu sımsıkı yakalayarak daha yakına sokuldu. Girişin bir iki metre ötesindeydi ve odanın dar bir dilimini görebiliyordu. O anda, şöminedeki ateşin yakılmış olduğunu fark etti. Bu onu şaşırttı. Hareket etmeyi kesti ve kulak kabarttı, çünkü odada bir erkek sesi konuşuyordu. Ürkek ve korkmuş bir hali vardı. “Şişede biraz daha var, Lordum, eğer hâlâ açsanız.” “Daha sonra,” dedi ikinci bir ses. Bu da bir erkek sesiydi – ama hem…  

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı / J.K.Rowling
Fantastik/ 13 Kasım 2017

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı Harry Potter ve Azkaban Tutsağı’ndan… Harry Potter bir çok açıdan son derece sıra dışı bir çocuktu. Her şeyden önce, yaz tatilinden yılın başka herhangi bir zamanından nefret ettiğinden daha fazla nefret ediyordu. Sonra gerçekten ev ödevini yapmak istiyordu, ama gecenin bir vaktinde, gizlice yapmak zorundaydı. Ayrıca da bir büyücüydü. Saat gece yarısına yaklaşıyordu ve Harry yüzükoyun yatağında yatıyordu. Battaniyeleri çadır gibi başının üstüne çekmişti, bir elinde bir fener vardı ve deri ciltli büyük bir kitabı (Bathilda Bagshot’un yazdığı Sihir Tarihi’ni) yastığa dayamıştı. Harry, kartal tüyünden kaleminin ucunu sayfadan aşağıdoğru indirirken, bir yandan da kaşlarını çattı. “On Dördüncü Yüzyılda Cadıların Yakılması Tamamen Anlamsızdı – tartışın” konulu kompozisyonu yazmada ona yardımcı olabilecek bir şey arıyordu. Tüy kalem, işe yarar görünen bir paragrafın tepesinde durakladı. Harry yuvarlak gözlüğünü burnundan yukarı iterek, fenerini kitaba daha da yaklaştırdı ve okudu: Büyü-dışı insanlar (ki genellikle “Muggle” diye bilinirler) Ortaçağ‘da büyüden özellikle korkarlardı, ama onu tanımakta pek de başarılı değildiler. Gerçek bir cadı ya da büyücüyü yakaladıkları ender durumlarda, yakmanın hiç mi hiç etkisi olmazdı. Cadı ya da büyücü basit bir Alev Dondurma…    

Harry Potter ve Sırlar Odası / J.K.Rowling
Fantastik/ 13 Kasım 2017

Harry Potter ve Sırlar Odası Harry Potter ve Sırlar Odası’ndan… Privet Drive Dört Numara’da kahvaltı sırasında bir tartışma patlak vermişti, her zaman olduğu gibi. Mr. Vernon Dursley sabahın erken saatlerinde uykusundan, yeğeni Harry’nin odasından gelen bir baykuş feryadıyla uyanmıştı. Masanın karşısından, “Bu hafta üç etti!” diye bağırdı. “Eğer o baykuşu kontrol edemiyorsan, gitmek zorunda kalacak, o kadar!” Harry bir kez daha açıklamaya çalıştı. “Canı sıkılıyor. Dışarıda uçmaya alışkın. Onu geceleri olsun dışarı çıkarabilsem…” Vernon Enişte, fırça gibi bıyığından sarkan bir parça sahanda yumurtayla, “Aptala benzer bir halim var mı?” diye hırladı. “O baykuş serbest bırakılırsa neler olacağını biliyorum.” Karısı Petunia ile birbirlerine karanlık bakışlar fırlattılar. Harry derdini anlatmaya çalıştı ama ağzından çıkan sözcükler, Dursley’lerin oğlu Dudley’den çıkan uzun, gürültülü bir geğirmenin içinde boğulup gitti. “Daha pastırma istiyorum.” Petunia Teyze muazzam oğluna sisli gözlerle baktı ve, “Tavada daha var, tatlım,” dedi. “Hazır elimizde fırsat varken, seni iyice beslemeliyiz.. Okul yemekleri için duyduklarım hiç hoşuma gitmiyor…” “Saçma, Petunia. Ben Smeltings’e giderken hiç aç kalmadım,” dedi Vernon Enişte, iştahla. “Yeterince yiyor, değil mi evlat?” Poposu mutfak iskemlesinin iki yanından taşacak kadar iri olan Dudley sırıttı ve Harry’ye döndü. “Tavayı versene.” Harry, canı sıkkın, “Sihirli kelimeyi unuttun,” dedi. Bu basit cümlenin, ailenin geri kalanı…

Harry Potter ve Felsefe Taşı / J.K.Rowling
Fantastik/ 13 Kasım 2017

Harry Potter ve Felsefe Taşı Harry Potter ve Felsefe Taşı’ndan… Privet Drive dört numarada oturan Mr. ve Mrs. Dursley, son derece normal olduklarını söylemekten gurur duyarlardı, sağolun efendim. Garip ya da gizemli işlere bulaşacak son kişilerdi, böyle saçmalıklara kafa yormazlardı çünkü. Mr. Dursley matkap yapan Grunnings adlı bir şirketin yöneticisiydi. İri yarı, kalıplı bir adamdı, boynu yok gibiydi, ama koskoca bir bıyığı vardı. Mrs. Dursley zayıftı, şarışındı, olağanın iki katıuzunluğunda bir boynu vardı; bu da bahçe çitlerinin üstünden kafasını uzatıp komşularıgözetlemekte pek işine yarıyordu. Dudley adında küçük bir oğulları vardı Dursleyler’in, kendilerine bakılırsa dünyada ondan kusursuz bir çocuk bulunamazdı. Dursley’ler istedikleri her şeye sahiptiler, ama bir gizleri vardı, biri kalkıp da bunu anlayacak diye ödleri kopardı. Potter’ların ortaya çıkarılmasına katlanabileceklerini hiç sanmıyorlardı. Mrs. Potter, Mrs. Dursley’nin kardeşiydi, ama birkaç yıldır görüşmemişlerdi; aslına bakılırsa, Mrs. Dursley hiç kardeşi yokmuş gibi davranıyordu, çünkü kardeşi de, onun beşpara etmez kocası da Dursley’lere hiç mi hiç benzemiyorlardı. Potter’lar sokakta boy gösterirse, komşuların ne diyeceğini düşünmek bile tüylerini ürpertiyordu. Potter’ların küçük bir oğulları olduğunu biliyorlardı…  

Şafağa Geçit – Drizzt Do’Urden’in Maceraları 4 / R.A.Salvatore
Fantastik/ 24 Eylül 2017

Şafağa Geçit Şafağa Geçit’ten… Şimdi hırlama sırası ondaydı. Bu yabani, ilkel bir ses değildi. Aklın ve ahlakın, eskiden olduğu kişiden geriye kalan o küçücük kıvılcımın bir ürünüydü. Dilberin elini kavradı ve onu büküp çevirerek kendisinden uzaklaştırdı. Dilberin karşı koyarken gösterdiği güç adamın bütün hafızasını canlandırdı. Zira bu doğa üstü bir şeydi, kadının küçük vücuduyla başarabileceğinin çok ötesindeydi. Yine de o daha güçlüydü. Böylece kadının elini zorla uzaklaştırıp öbür tarafa çevirmeyi başardı ve bakışlarını ona kenetledi. Kadının gür saçları biraz değişmiş, beyaz ve küçük boynuzlarından birisi saçların arasından dışarı çıkmıştı. “Yapma bunu, aşkım,” diye işveyle mırıldandı. Kadının yalvarışının ağırlığı neredeyse direnişini kıracaktı. Tıpkı fiziksel gücü gibi, kadının sesi de doğaüstüydü. Sesi cazibenin, hilekârlığın, bütün bu mekânın aslen kendisi olan o koca yalanın bir simgesiydi. Adamın dudaklarından bir feryat sızıverdi ve kadını bütün gücüyle geri doğru çekip çıkıntının kenarından aşağı fırlattı İri, yarasamsı kanatlar açıldı ve succubus* ona gülerek havada süzüldü. Açılan ağzı, eğer yenilseydi boynunu ısırıp delecek olan feci dişlerini gözler önüne serdi. Dişi iblis ona gülüyordu ve adam, direnmiş olmasına rağmen galip gelmediğini, asla galip gelemeyeceğini biliyordu. * Ç.N. succubus; kurbanına cazibesiyle işkence eden bir tanar’ri türü Bu sefer neredeyse iradesini kırmayı başarmış, onu alt etmeye bir öncekinden daha çok…

Karanlığın Kuşatması – Drizzt Do’Urden’in Maceraları 3 / R.A.Salvatore
Fantastik/ 24 Eylül 2017

Karanlığın Kuşatması Karanlığın Kuşatması’ndan… Görünüş itibarıyla, Cehennem’in bu dumanlı katmanında girdap gibi dönen çamurlar arasında gezmeyecek kadar güzel bir yaratıktı. Çok güzeİdi. Yüz hatlan sanki bir oyma eseri gibi ince ve zarifti. Parlak abanoz renkli teni, ona canlı bir sanat eseri, yaşayan obsidiyen bir heykel havası veriyordu. Etrafındaki yaratıklar, mesela sürüngen sümüklüböcekler ve yarasa kanatlı canavarlar, her hareketini takip ediyor, onu dikkatle ve ihtiyatla izliyordu. Hatta içlerinde en büyük ve en güçlü olanlar, yani büyük bir şehri tek başına yakıp yıkabilecek boyuttaki devasa iblisler bile ondan güvenli bir uzaklıkta duruyordu. Zira dış görünüş aldatıcı olabilirdi. Bu güzel vücutlu dişi, her ne kadar zarif ve hatta Cehennem’in korkunç canavarlannın standartlarına göre cılız görünse de, şu anda kendisini imleyen iblislerin herhangi birini, onunu ya da ellisini yok edebilirdi. İblisler de bunu biliyor ve onu rahatsız etmiyorlardı. O, kara elflerin, yani drowlann tanncası Örümcek Kraliçe Lloth idi. Kaosun vücut bulmuş hali, zarif yüzünün ardında bir canavar gizli olan bir yıkım aracıydı. Lloth, çamurlu girdaplann üzerindeki küçük adacıklarda bulunan uzun ve gür mantar kümelerinin olduğu alana sakince girdi. Bir adacıktan diğerine kayıtsızca yürüyor, sıçrayan çamurlara o kadar hafifçe basıyordu ki kara renkli zarif terliklerinin altı bile çamura bulanmıyordu. Bu katmanın en güçlü sakinlerinden birçoğunu…

Yıldızsız Gece – Drizzt Do’Urden’in Maceraları 2 / R.A.Salvatore
Fantastik/ 24 Eylül 2017

Yıldızsız Gece Yıldızsız Gece’den… Drizzt parmaklarım panter heykelciğinin detaylı kıvrımları üzerinde dolaştırdı. Heykelciğin kara oniks yüzeyi, kaslı boyun kısmında bile pürüzsüz ve hatasızdı. Guenhwyvar’a çok benziyordu, onun mükemmel bir tasviriydi. Şimdi iri panteri bir daha asla göremeyeceğinden emin olan Drizzt ondan ayrılmayı nasıl kaldırabilirdi? “Elveda, Guenhwyvar,” diye fısıldadı drow kolcu. Heykelciğe bakarken yüz ifadesi hüzünlüydü, hatta neredeyse acınacak haldeydi. “Bu yolculukta seni yanıma almayı vicdanıma sığdıramam, zira başıma geleceklerden korktuğumdan daha fazla senin kaderinden korkuyorum.” Duruma razı olarak derinden iç geçirdi. O ve dostları bu huzur dolu yaşamı elde edebilmek için uzun ve zorlu savaşlar vermiş, büyük fedakarlıklarda bulunmuşlardı. Yine de Drizzt bunun yanlış bir zafer olduğunu anlamıştı. Bu durumu reddetmek, Guenhwyvar’m heykelciğini kesesine geri koymak ve en iyisini umarak yoluna körlemesine devam etmek istedi. Drizzt, yaşadığı kısa zayıflık anını iç geçirerek üzerinden attı ve heykelciği buçukluk Regis’e uzattı. Regis, gördüklerine inanamaz bir halde uzun bir süre sessizce Drizzt’e baktı. Drowun ona söylediği ve ondan yapmasını istediği şey karşısında şoka uğramıştı. “Beş hafta,” diye ona hatırlattı Drizzt. Buçukluğun bir oğlan çocuğunu andıran yüz hatları buruşuverdi. Eğer Drizzt beş hafta içinde geri dönmezse, Regis, Guenhwyvar’m heykelciğini Cattibrie’a verecek ve hem ona hem de Kral Bruenor’a Drizzt’in nereye gittiğini anlatacaktı. Drowun somurtgan…

Miras – Drizzt Do’Urden’in Maceraları 1 / R.A.Salvatore
Fantastik/ 24 Eylül 2017

Miras Miras’tan… Haydut Dinin, Drowların şehri Menzoberranzan’ın karanlık bulvarları arasında dikkatle ilerliyordu. Yaklaşık yirmi yıldır ailesiz ve kanundışı biri olarak yaşayan deneyimli savaşçı, şehrin tehlikelerini çok iyi biliyordu. Tabii o tehlikelerden sakınmayı da. İki mil uzunluğundaki dev mağaranın batı duvarında bulunan terkedilmiş, geniş bir oyuğun yanından geçerken durup da bakmadan edemedi. Dikit şeklindeki iki sütunu destekleyen demir çitler paramparça olmuştu. Ve iki tane kırılmış kapı vardı; biri zeminde yatıyor, diğeri ise duvarın on metre yukarısındaki bir balkonda, kırılıp yanmış olan menteşelerinden asılmış bir halde, çirkin bir şekilde açık duruyordu. Dinin, kimbilir kaç kez yerden yükselerek o balkona çıkmış ve kendi evinin, yani Do’Urden Evinin asilzadeleri için ayrılmış özel odalara girmişti? Do’Urden Evi. Drow şehrinde bu ismi söylemek dahi yasaktı. Bir zamanlar Dinin’in ailesi, Menzoberranzan’daki altmış küsur Drow ailesi arasında ilk sekizinci sıradaydı; annesi yöneticiler konseyine dahildi ve kendisi de meşhur Drow akademisindeki Savaşçılar Okulu olan Melee-Magthere’de bir hocaydı. Şimdi bu yerin önünde durmakta olan Dinin’e, mekanın o görkem dolu günleri sanki binlerce yıl geride kalmış gibi geliyordu. Artık ailesi yoktu, evi harabe halindeydi ve kendisi de hayatta kalabilmek için kötü şöhretli haydutlar çetesi Bregan D’aerthe’ye katılmak zorunda kalmıştı. “Bir zamanlar,” dedi haydut Drow sessizce. Evsiz bir Drowun tehlikeye ne kadar…

Buçukluğun Mücevheri – Buzyeli Vadisi Serisi 3 / R.A.Salvatore
Fantastik/ 23 Eylül 2017

Buçukluğun Mücevheri Buçukluğun Mücevheri’nden… Ve Sydney, Harkle’ın delicesine sevdiği o kadın büyücü, cücenin ölümünde rol oynamıştı. Harkle kendini toplamak için derin bir nefes aldı. “Bruenor’un intikamı alınacak,” dedi sert bir yüz ifadesi takınarak. Cattibrie adamın yanağına bir öpücük kondurdu ve Sarmaşık Konak’a doğru tepeyi tırmanmaya başladı. Büyücünün duyduğu samimi ıstırabı anlıyordu ve Mithril Salonu’na dönüp orayı Battlehammer Klanı için geri alma yeminini yerine getirmesi konusunda, adamın kendisine yardım etme kararını içtenlikle takdir ediyordu. Ama Harkle için başka bir seçenek yoktu. Sevmiş olduğu Sydney yalancı bir maskeden ibaretti; güç delisi, duygusuz bir canavarın üzerine kaplanmış tatlı bir maske. Ve Bruenor’un grubunun nerede olduğunu kasıtsız olarak Sydney’e açıkladığı için kendisi de bu felakette bir rol oynamıştı. Harkle, Cattibrie’ın gidişini izledi, dertlerinin ağırlığı kızın yürüyüşünü yavaşlatıyordu. Ona karşı hiçbir kızgınlık besleyemezdi -Sydney kendi ölümünü hazırlayan senaryoyu kendisi yazmıştı ve Cattibrie’ın da oynamaktan başka seçeneği olmamıştı. Büyücü bakışlarını güneye doğru çevirdi. Kendisi de, drow elfi ile koca barbar oğlan için endişeleniyor ve onları merak ediyordu. Uzunsemer’e bitkin bir hâlde sadece üç gün önce gelmişlerdi, dinlenmeye çok ciddi şekilde ihtiyaç duyan, ıstırap dolu ve bitkin bir gruptu onlar,. Ama dinlenmek diye bir şey söz konusu değildi. Şimdi olamazdı, çünkü karanlık kiralık katil, yanında gruplarının son…

Gümüş Damarları – Buzyeli Vadisi Serisi 2 / R.A.Salvatore
Fantastik/ 23 Eylül 2017

Gümüş Damarları Gümüş Damarları’ndan… Gölge ejderhası, karanlık bir yerde, karanlık bir tahtın üzerine tünemiş oturuyordu. Pek büyük bir ejder değildi, ama beterin beteriydi. Varlığı sadece karanlıktan oluşuyordu; pençeleri binlerce cinayetle aşınmış kılıçlardı; ağzı daima kurbanlarının kanıyla sıcaktı; kara nefesi umutsuzluktu. Dayanıklı pulları bir kuzgun postu gibiydi. Rengi o kadar zengin bir siyahtı ki ışıldıyordu. Duygusuz bir canavar için oldukça parlak ve aldatıcı güzellikte bir görünümdü. Buyruğu altındakiler ona Kasvetparıltısı adım takmıştı ve kendisine sonsuz hürmet ederlerdi. Her ejderhanın yaptığı gibi, yüzyılların akışı içinde güç toplayan Kasvetparıltısı, kanatlarım sırtına katlamıştı ve hiç kıpırdamıyordu, tabii kendisine sunulan bir kurbanı yutmak ya da küstah bir yer altı sakinini cezalandırmak dışında. Bu yeri emniyete almak için üzerine düşeni yapmış, müttefikleriyle yüzleşmeyi bekleyen cüce ordusunun büyük kısmını bozguna uğratmıştı. O gün ejderha ne kadar da iyi bir ziyafet çekmişti! Cücelerin postları sert ve kaslıydı, ama ustura gibi dişlerle dolu ağzı, böyle bir yemekle kolayca başa çıkmıştı. Ve şimdi bütün işi ejderhanın köleleri yapıyor, ona yemek getiriyor ve her isteğiyle ilgileniyorlardı. Ejderhanın gücüne yine ihtiyaç duyacakları gün elbette gelecekti ve Kasvetparıltısı o zaman hazır olacaktı. Altında duran, yağma hazinelerden oluşmuş geniş yığın, ejderhanın gücünü ateşliyordu. Ve bu konuda Kasvetparıltısı’yla kendi türünden hiçbiri boy ölçüşemezdi. En zengin…