Suda Yan Ateşte Boğul / Charles Bukowski
Şiir/ 15 Ekim 2017

Suda Yan Ateşte Boğul Suda Yan Ateşte Boğul’dan… babamın evinde dolanıyorum (20 yıl aynı işte çalışıp hâlâ 8.000 dolar borçlu olduğu evde) ve ölü ayakkabılarına bakıyorum ayaklarının deriye verdiği şekle, öfkeyle gül fidanları dikiyormuşcasına, dikiyordu da, ve sönmüş sigarasına bakıyorum, son sigarasına ve o gece uyuduğu son yatağa, ve yatağını düzeltmek geliyor içimden ama yapamam, çünkü bir baba öldükten sonra bile hep evin efendisidir; sanırım böyle şeyler defalarca yaşanmıştır ama elimde değil düşünüyorum sabahın yedisinde mutfakta yerde ölmek başka insanlar yumurta kızartırken o kadar zor değil kendi başına gelmedikçe. dışarı çıkıp bir portakal alıyorum ve parlak kabuğunu soyuyorum; herşey hâlâ yaşıyor: çimler oldukça iyi büyüyor, güneş, çevresinde bir Rus uydusunun tur attığı ışınlarını gönderiyor, bir yerlerde bir köpek anlamsız havlıyor, perdelerin gerisinde komşular gözlüyor, ben burada bir yabancıyım, ve biraz da (herhalde) hergele sayılırım, ve eminim resmimi bayağı iyi çizmiştir (benim oğlan ve ben dağ aslanları gibi kapışırdık) ve herşeyi Duarte’de bir kadına bırakmış diyorlar ama umurumda değil – hepsini alabilir: o benim babamdı ve öldü. içerde, açık mavi bir takım deniyorum üzerimde şimdiye kadar giydiğim herşeye beş basar ve rüzgârda bir korkuluk misali sallıyorum kollarını ama faydasız: onu canlı tutamıyorum ne kadar nefret etmişsek edelim birbirimizden. tıpatıp benziyormuşuz birbirimize,…