Kara Güneş / Arthur C.Clarke
Bilimkurgu/ 10 Eylül 2017

Kara Güneş Kara Güneş’ten… KENTİN sesi hiç kesilmezdi. Kentin çıkardığı, şimdi değişmekte olan sesi dünya dursa bile kesilmezdi. Salise salise, saniye saniye, dakika dakika, saat saat, gün gün, gece gece süregelmiş; asırlar, çağlar boyunca bir salise bile kesilmeyip sonunda zamanın kendisiyle bütünleşmişti. Bu ses, binlerce insanın gözlerini ilk açtığı andan son defa için kapadığı ana dek aralıksız duyduğu bu ses, kentin bir parçası olmaktan da öte ta kendisi; nabzıydı. Ve bu ses kesildiği zaman, Diaspar’ın kalbi tamamen duracak, geniş bulvarları tamamen çölün kumlarıyla örtülüp bunların altında can verecekti… Buraya; toprağın yarım mil üstüne çöken ani sessizlik, Convar’ın balkona çıkıp dışarıya bakmasına yol açtı. Çok aşağısındaki büyük yapıların arasındaki yürüyen yollar hâlâ işliyordu ama bu yolların üstü sessiz; çıtı bile çıkmayan kalabalıklarla dolup taşmaktaydı. Bir şey kentin uyuşuk halkının evlerinden dışarıya uğramasına neden olmuştu ve kent halkı şimdi rengarenk madeni kayalıklar, yarlar arasından ağır ağır ileriye doğru sürüklenmekteydi. Convar daha dikkatle bakınca, istisnasız bütün yüzlerin gökyüzüne çevrilmiş olduğunu gördü. Bir an için tüm varlığını bir korku dalgası kapladı. Aradan geçen bunca asırdan sonra istilâcıların yeniden Yer Yuvarlağına gelmiş olmaları olasılığının yol açtığı bir korku dalgasıydı bu. Sonra başım kaldırıp gökyüzüne baktı ve bir daha görebileceğini hiç, ama hiç sanmadığı bir harikayla…

Susuz Deniz / Arthur C.Clarke
Bilimkurgu/ 9 Eylül 2017

Susuz Deniz Susuz Deniz’den… PAT HARRİS, ayda bulunan tek geminin kaptanı olmak zevkini duyuyordu. Yolcuların Selene’ye girişleri ve pencere yanlarındaki yerlerini adeta kapışmaları sırasında, kendi kendine «acaba yolculuk bu kez nasıl geçecek» diye düşünüyordu. Kaptan kabininin aynasından, mavi üniforması içindeki Bayan Wilkins’in yolcuları selamlayışını görebiliyordu. Beraber çalıştıkları zamanlarda onu Sue olarak değil, daima Bayan Wilkins olarak görmeye gayret ederdi ve böylece kendisini işine daha fazla konsantre edebileceği inancında idi. Üstelik Bayan Vilkins’in kendisine karşı hislerinin ne olduğunu hâlâ bilemiyordu. Gelen yolcular içinde tanınmış bir çehreye rastlayamadı. Gelenler yepyeni bir gruptu ve yapacakları bu ilk meraklı yolculuğun heyecanı içindeydiler. Pek çoğu, gençlik yıllarında ulaşılamaz diye bilinen bir başka dünyaya nihayet ulaşabilen orta yaşlı, tipik turistlerdi. Sadece dört ya da beş yolcu -ki muhtemelen ay üssündeki teknik personeldi bunlar- otuz yaşın altındaydılar. Şurası kesindi ki gençler ayda yaşarlarken, yaşlılar dünyadan geliyorlardı. Fakat hepsi için bu «Susuz Deniz» yepyeni bir şeydi. Selene’nin pencerelerinden bakıldığında, gri renkte, tozlu, adeta yıldızlara kadar uzanan bir satıh görünüyordu. Bunun üzerinde, milyarlarca yıldan beri hiç şaşmadan durmakta olan orak şeklindeki dünya asık idi ve bu ana gezegenden gelmekte olan, göz kamaştırıcı mavi-yeşil ışık furyası, içinde bulunulan bu garip tabiatı soğuk bir şekilde aydınlatmaktaydı. Gerçekten de soğuktu. Korunmadan uzaktaki…