Pornografi Üzerine / Boris Vian
Yabancı Edebiyat/ 5 Ekim 2017

Pornografi Üzerine Pornografi Üzerine’den… “Ama Sade’ın, buzullarıyla, uçurumlarıyla ve ürkünç şatolarıyla . . . ısrarlı vurgularıyla, yinelemeleriyle, bayağılıklarıyla, sistem ruhuyla ve birbiri içinde yiten akıl yürütmeleriyle, sansasyonel bir eylemin ama aynı zamanda eksiksiz çözümlemenin inatçı takibiyle . . . edebi yapaylıklara gösterdiği tuhaf aşağılamayla, çözümleme ve seçim, gösteriş ve teatral numaralar, incelik ve abarb yapmaktan başka bir şansı da yoktur. Ne ayırt eder ne de ayırır . . . Kendini yineler ve sürekli olarak kendini ucuna bucağına dek inceler.” Edebiyatsa bu, kötü bir edebiyatbr ve Sade’ın yasalarca yasaklanmasının edebiyat adına aklanmaktan başka bir şey olmayacağını söyleme cüretini göstereceğim; çünkü buradan, az önce bildirdiğim noktaya vardım; Sade’ın yapıtları erotik edebiyatın içinde sınıflandırılamaz çünkü edebiyat içinde sı-nıflandınlamaz; ve ben, kişisel olarak bu yapıtları erotik felsefe içine koyma eğilimine girerdim; bu da bizi çıkış noktamıza döndürüyor: erotik edebiyatı nasıl tanımlamalı?’ Kuşkusuz etimolojiye dayanmak basit bir çözümdür; ama böyle yapıldığında, aşkı konu eden her tür çalışma erotik edebiyattan çıkarsanabilirdi; yalnız saf kurgu yapıtların ya da Forberg’in Klasik Erotoloji Kılavuzu adlı harikası gibi saf bilgece yapıtların bu aynını hak edip etmediğini öğrenmeye geldi sıra; işte yeni bir nokta: sorunun yerini değiştirmekten başka bir şey yapmadık. Çünkü duyularımız iv Imyal giiainıiiz ii$tiindeki etkisiyle erotik edebiyatın niteliğinin ölçüldüğü bir başka tanım – bu…

Pekin’de Sonbahar / Boris Vian
Yabancı Edebiyat/ 5 Ekim 2017

Pekin’de Sonbahar Pekin’de Sonbahar’dan… Amadis Dudu, hiç farkında olmadan, 975 nolu otobüsün durduğu durağa ulaşmasını sağlayacak yollardan en uzununa, daracık bir sokağa dalmış, yürüyordu. Teorik olarak, her gün dört yerine üç buçuk bilet vermesi gerekiyordu, çünkü otobüs durağa gelmeden ayaklanır ve hareket halindeyken atlardı. Biletinin olup olmadığını anlamak için yeleğinin cebini yokladı. Evet, vardı. Bir çöp yığınının üzerine tünemiş bir kuş gördü. Hayvan boş konserve kutularından üçünü gagalayıp duruyor ve Volga Kürekçileri’nin giriş bölümünü çalmayı pekâlâ başarıyordu. Amadis Dudu durdu, ama kuş yanlış bir notaya basıp homurdanarak havalanıverdi. Çılgın gibiydi ve gagasının arasından, kuş dilinde küfürler savuruyordu. Amadis Dudu ezginin kaldığı yerden şakıyarak yoluna devam etti, ama o da yanlış bir notaya dokundu ve küfrü bastı. Öyle ahım şahım olmasa da, gökyüzü güneşliydi. Ama tam önünde, sokağın ucu tatlı tatlı parıldıyordu, çünkü parke taşları yağlıydı. Şu var ki, sokak bir sağa bir sola iki kez kıvrıldığı için o bunu göremiyordu. Yumuşak keyiflerle yüklü kadınlar beliriyordu kapıların önünde; önü ağılmış bornozlarıyla iffet denen şeyin epey uzağındaydılar. Çöp tenekelerini ayaklarının dibine boşaltıyor, içinde sokağa kusulmadık hiçbir şey kalmasın diye tenekelerin dibini dövüyorlardı. Bir yandan da fıkırdayıp duruyorlardı. Ve Amadis Dudu, her zamanki gibi uygun adıma geçti. Bu sokaktan geçmeyi işte bu yüzden seviyordu. Bu…

Mezarlarınıza Tüküreceğim / Boris Vian
Yabancı Edebiyat/ 5 Ekim 2017

Mezarlarınıza Tüküreceğim Mezarlarınıza Tüküreceğim’den… Buckton’da beni kimse tanımıyordu. Clem, şehri bu yüzden seçmişti ve zaten korkudan altıma yapıyor olsam bile, daha yukarı, kuzeye doğru devam etmek için yeterince benzinim kalmamıştı. Ancak beş litre vardı… Cebimde Clem’in mektubuyla dolarlarımın dışında başka bir şey yoktu elimde. Valizime gelince, ondan hiç bahsetmeyelim; içindekiler beş para etmezdi. Ha unutuyordum; arabanın arka bagajında çocuğun küçük tabancası vardı: Basit ve ucuz bir 6,35’lik… Şerif bize cesedi görmemiz için götürmemizi söylediğinde hâlâ cebindeydi. Doğrusu her şeyden çok Clem’in mektubuna güvendiğimi söyleyebilirim. Bu iş olmalıydı, bu mutlaka olmalıydı. Direksiyonun üzerindeki ellerime bakıyordum, parmaklarıma, tırnaklarıma… Gerçekten kimse söyleyecek söz bulamazdı. Bu yandan hiçbir tehlike yoktu. Bakalım işin içinden çıkabilecek miydim… Kardeşim Tom, Clem’i üniversitede tanımıştı. Clem ona diğer öğrencilere olduğu gibi davranmıyordu. Onunla severek konuşuyordu; beraber içki içer, Clem’in Caddy’siyle dışarı çıkarlardı. Zaten Clem’in yüzünden Tom’a hoşgörülü davranırlardı. Clem babasının yerine fabrikanın başına geçmeye gittiği zaman, Tom da çekip gitmesinin iyi olacağını düşünmüş olmalıydı. Bizimle birlikte geri geldi. Çok şey öğrenmişti ve yeni okula öğretmen olarak atanması ona zor gelmedi. Sonra çocuğun anlattıkları her şeyi altüst etti. Ben bir şey dememek için yeterince riyakârdım, ama çocuk değildim. O bunda hiçbir kötülük görmüyordu. Kızın babası ve erkek kardeşi onunla ilgilenmişlerdi. Erkek…

Günlerin Köpüğü / Boris Vian
Yabancı Edebiyat/ 5 Ekim 2017

Günlerin Köpüğü Günlerin Köpüğü’nden… Colin yıkanmasını bitirmişti. Banyodan çıkarken sadece bacakları ve gövdesini açıkta bırakan geniş buklet dokulu bir havluya sanılmıştı. Cam etajerden spreyini aldı ve açık renk saçlarına hoş kokulu yağı sıktı. Neşeli bir işçinin kayısı reçelinde çatalla açtığı yollar gibi, uzun kavuniçi ipeksi saçlarını amber tarağıyla perçemlere ayırdı. Colin tarağı yerine koydu ve tırnak makasını alarak bakışlarına daha gizemli bir hava vermek için donuk göz kapaklarının uçlarını yanlamasına kesti. Sık sık kesmesi gerekiyordu çünkü çok hızlı üzüyorlardı. Dev aynasının lambasını yaktı ve cildinin durumuna bakmak için yaklaştı. Burnunun kenarlarında birkaç siyah nokta çıkmıştı. Kendilerini dev aynasında çok çirkin gören siyah noktalar büyük telaşla derinin altına kaçıverdiler, Colin memnun oldu. Lambayı söndürdü. Kalçasını saran havluyu çıkardı ve bir ucunu son nemi de kurulamak için ayak parmaklarının arasına soktu. Aynada kime benzediği görülebiliyordu; Hollywood Canteen’deki Slim rolünü oynayan sarışına. Başı yuvarlak, kulakları küçük, burnu düz teni parlaktı. Bebek gülümsemesine o kadar sık gülümserdi ki sonunda çenesinde bir gamze oluşmuştu. Oldukça uzun boylu, zayıf, uzun bacaklıydı ve çok nazikti. Colin adı yakışıyordu. Kızlarla tatil tatlı erkekle neşeli bir tonla konuşurdu. Neredeyse her zaman keyifliydi, geri kalan zamanda da uyurdu. Küvetin dibinde bir delik açarak banyodaki suyu boşalttı. Açık san kerpiçle sıvanmış…