Northanger Manastırı / Jane Austen
Yabancı Edebiyat/ 21 Eylül 2017

Northanger Manastırı Northanger Manastırı’ndan… Catherine Morland’i çocukluğunda gören hiç kimse onun kahraman olmak için doğduğunu düşünmezdi. Hayattaki konumu, anne babasının tabiatı, kendi kişiliği ve mizacı, hepsi birden ona engeldi. Babası din adamıydı, önemsiz de yoksul da değildi, adı Richard olsa da gayet saygın bir adamdı… ve yakışıklılıkla uzaktan yakından alakası yoktu. Kayda değer bir kazancı, ayrıca iki kilise arazisinden iyi geliri vardı… kızlarını kapatmaya da hiç meraklı değildi. Catherine’in annesi zeki ve pratik, iyi huylu, daha da önemlisi sağlam bünyeli bir kadındı. Catherine doğmadan önce üç oğlu oldu; Catherine’i dünyaya getirirken tüm tahminlerin aksine ölmeyip yaşamaya devam etti… hem de altı çocuk daha doğuracak, hepsinin etrafında büyüdüklerini görecek, kendisi de kusursuz sağlığının sefasını sürecek kadar. On çocuklu bir aile her zaman hoş bir ailedir; kafa, kol, bacak sayısı buna yeter; ama Morlandlar başka pek az bakımdan bu kelimeyi hak ediyorlardı, çünkü genel olarak çok sıradandılar, Catherine de hayatının büyük bölümünde herkes kadar sıradan oldu. İnce, kaba saba bir yapısı, renksiz soluk bir teni, siyah düz saçları ve sert hatları vardı… görünümüyle ilgili bu kadar yeter; aklı da kahramanlık için daha fazla umut veriyor değildi. Oğlanların oyunlarına düşkündü ve kriketi sadece bebeklere değil, fındık faresi büyütmek, kanarya beslemek ya da gül…

Gurur ve Önyargı / Jane Austen
Yabancı Edebiyat/ 21 Eylül 2017

Gurur ve Önyargı Gurur ve Önyargı’dan… Dünyaca kabul edilmiş bir gerçektir, hali vakti yerinde olan her bekar erkeğin mutlaka bir eşe ihtiyacı vardır. Böyle bir erkek yeni bir muhite ilk adımını atarken ne hissediyor, ne düşünüyor, kimse bilmez, ama bu gerçek civardaki ailelerin aklına öyle yerleşmiştir ki onu kızlarından birinin ya da diğerinin tapulu malı sayarlar. “Duydun mu Mr. Bennet, şekerim,” dedi eşi bir gün, “Netherfield Korusu nihayet tutulmuş.” Mr. Bennet duymadığını söyledi. “Ama tutulmuş,” diye devam etti eşi; “Mrs. Long az önce buradaydı, bana her şeyi anlattı.” Mr. Bennet cevap vermedi. “Kim almış, merak etmiyor musun?” diye haykırdı karısı sabırsızca. “Söylemek istiyorsan itiraz etmem.” Bu kadar davet ona yeterdi. “Valla, şekerim, bunu dinlemelisin, Mrs. Long diyor ki Netherfield’i kuzey İngiltere’li, büyük servet sahibi bir genç almış; Pazar günü dört atlı arabasıyla gelip yeri görmüş ve öyle beğenmiş ki Mr. Morris’le şıp diye anlaşmış; Michaelmas’dan önce mülkü devralacakmış, birkaç hizmetçisi de gelecek hafta sonuna kadar evde olacakmış.” “Adı neymiş?” “Bingley.” “Evli mi bekar mı?” “Aa! Bekar, şekerim, bekar tabii! Çok zengin, yılda dört beş bin kazanan bir bekar. Kızlarımız için ne hoş bir şey!” “Nasıl yani? Kızlarımızla ne ilgisi var?” “İlahi Mr. Bennet,” diye cevapladı karısı, “nasıl bu kadar yorucu…

Emma / Jane Austen
Yabancı Edebiyat/ 21 Eylül 2017

Emma Emma’dan… Emma Woodhouse, güzel, zeki, varlıklı bir kızdı. Rahat bir evi, iyimser bir yaradılışı vardı. Böylece, dünyanın en büyük nimetlerine sahip sayılırdı; ömrünün şu ilk yirmi yılında pek az sıkıntı, üzüntü çekmişti. Sağlıklı, yumuşak huylu bir babanın iki kızının küçüğüydü. Ablasının evlenmesi üzerine, pek genç yaşta evin hanımı olup çıkmıştı. Küçük yaşta yitirdiği annesinin şefkatini ancak hayal meyal anımsıyordu. Gelgelelim son derece kusursuz bir kadın olan mürebbiyesi, şefkat bakımından gerçek bir anayı ona pek aratmamıştı. Mürebbiye Miss Taylor, Woodhouse ailesine gireli tam on altı yıl oluyordu. Artık mürebbiyeden çok, bir dost olup çıkmıştı. Evin kızlarının ikisini de pek severdi. Emma’ya daha düşkündü. Emma ile Miss Taylor arasındaki yakınlık bir kardeş yakınlığıydı. Emma daha çocukken bile Miss Taylor’ın yumuşak huyu, ona çok baskı yapmasına engel olmuştu. Emma’nın mürebbiye isteyecek çağı geçmesinden sonraysa, tamamen birbirine çok bağlı iki arkadaş olarak kalmışlardı. Emma, Miss Taylor’ın görüşlerine son derece değer verir, gene de kendi bildiğini yapardı. Aslında Emma’nın kusurları, gerektiğinden çok, kendi başına buyruk oluşu ve kendini biraz fazlaca beğenmesiydi. Bu kusurlar, yaşantısındaki sayısız zevklerin katıksızlığını tehlikeye atıyordu. Gelgelelim şu sırada genç kız bu tehlikelerin hiç ayırdında değildi ki, korkmak ya da durumunda bir kusur bulmak hiç mi hiç aklından geçmiyordu. Bu arada,…

Aşk ve Gurur / Jane Austen
Yabancı Edebiyat/ 21 Eylül 2017

Aşk ve Gurur Aşk ve Gurur’dan… “Niyet mi? Saçma! Neler de söylüyorsun! Ama kızlarımızdan birine gönül vermesi akla yakın bir şey. Onun için taşınır taşınmaz ona hoş geldine gitmelisin.” “Bence bunun gereği yok. Kızlarla sen gidin ya da sen istersen bırak, kızlar kendileri gitsinler; belki daha bile iyi olur; çünkü sen de kızlarının hepsini cebinden çıkaracak kadar güzel olduğuna göre, Bay Bingley bir de bakarsın, hepsinden çok seni beğenivermiş!” “Ruhum, iltifat ediyorsun bana. Gerçi bir zamanlar gerçekten güzeldim ama artık geçti… Bir kadının beş tane yetişkin kızı olunca kendi güzelliğini düşünmekten vazgeçmesi gerekir.” “Zaten böyle durumlarda çoğu kadının düşünecek güzelliği kalmamıştır.” “Ama, gözümün nuru, çok ciddi söylüyorum; taşındığı zaman Bay Bingley’yi görmeye gitmen şart.” “Benim böyle bir şeye söz vermeyeceğimi çok iyi bilmen gerekir.” “Ama kızlarını düşünsene! Birinden biri için ne parlak bir kısmet olur, onu düşün! Sir William’la Bayan Lucas’ın gitmeye niyetleri var – salt bu nedenle. Yoksa bilirsin, genel olarak yeni taşınanlara hiçbir zaman gitmezler. Senin gitmen şart; çünkü sen gitmedikçe bizim gitmemiz dünyada yakışık almaz.” “Etikete fazla bakıyorsun gibi geliyor bana. Bay Bingley sizlerin ziyaretinize, bana kalırsa, pek sevinecektir. Ben de seninle bir not gönderirim ona; kızlarımdan gözüne kestirdiğiyle evlenmesine yürekten razı olduğumu söylerim; ama Lizzyciğimi özellikle…

Akıl Ve Tutku / Jane Austen
Yabancı Edebiyat/ 20 Eylül 2017

Akıl ve Tutku Akıl ve Tutku’dan… Dashwood ailesi Sussex’e uzun zaman önce yerleşmişti. Büyük mülk sahibiydiler; evleri arazinin ortasındaki Norland Park’taydı ve nesiller boyu burada gayet edepli bir şekilde yaşamış, civardaki insanların saygısmı kazanmışlardı. Mülkün son sahibi çok ileri yaşa kadar gelmiş, hayatının büyük bölümünde kızkardeşini can yoldaşı ve evinin kahyası olarak yanında bulundurmuş bekar bir adamdı. Ama bundan on yıl önce kızkardeşinin ölümü evinde büyük bir değişim yaratmıştı; kızkardeşinin boşluğunu doldurmak için Norland mülkünün yasal varisi olan ve kendisinin de mülkü miras bırakmayı düşündüğü yeğeni Mr Henry Dashwood’un ailesini evine davet ve kabul etmişti. Yeğeniyle karısının ve çocuklarının eşliğinde yaşlı Bey’in son günleri rahat geçti. Hepsine olan bağlılığı arttı. Mr ve Mrs Henry Dashwood’un onun isteklerine gösterdikleri ve pek öyle çıkarcılıktan değil, ama iyi kalplilikten gelen aralıksız ihtimam ona yaşının tadabileceği her konforu sağladı; çocukların neşesi de hayatına ayrı bir keyif kattı. Mr Henry Dashvvood’un önceki evliliğinden bir oğlu, şimdiki karısından da üç kızı vardı. Aklı başında, saygın bir delikanlı olan oğlu, annesinin reşit olduğunda yarısı ona kalan büyük servetinden makul bir gelire sahipti. Kısa süre sonra gerçekleşen kendi evliliği de aynı şekilde servetine servet kattı. Dolayısıyla Norland mülkünün sahipliği onun açısından kızkardeşleri için olduğu kadar önemli değildi; çünkü…