Ölümlüler Uyurken / Kurt Vonnegut
Bilimkurgu / 12 Ocak 2018

Ölümlüler Uyurken Ölümlüler Uyurken’den… George Castrow yılda sadece bir kez General Elektrikli Ev Aletleri Şirketi’nin ana fabrikasına gelir, yeni model GEEA buzdolabının kasası içine kendi cihazlarını monte ederdi. Her gelişinde de öneri kutusuna bir öneri atardı. Hep aynı öneriyi: “Gelecek yılki buzdolabı neden kadın şeklinde olmasın?” Kâğıtta bir de kadın şeklinde bir buzdolabı çizimi, sebzeliğin, tereyağı bölmesinin ve buz küplerinin falan nerelerde olacağını gösteren oklar olurdu. George buna Food-O-Mama derdi. Herkes de Food-O-Mama’nın özellikle iyi bir espri olduğunu düşünürdü çünkü George bütün yıl yollarda dolaşır, buzdolabı şeklindeki bir buzdolabıyla birlikte dans edip şarkı söyler ve sohbetler ederdi. Buzdolabının adı Jenny’di. Jenny’i GEEA Araştırma Laboratuvarı’nda gerçekten gelecek vaat eden bir kariyere sahip olduğu yıllarda tasarlayıp yapmıştı George. George’un Jenny ile evli olduğu da söylenebilirdi. Büyük bölümü Jenny’in elektronik beyniyle dolu bir nakliye kamyonunun arkasında onunla birlikte yaşardı. Kamyonun arkasında portatif bir yatağı, elektrikli ocağı, üç ayaklı bir taburesi, bir masası ve kilitli bir dolabı vardı. Geceleyin bir yerlere park ettiğinde dışarıya, toprağın üstüne koyduğu bir de paspası vardı. Üstünde ‘Jenny ve George’ yazardı. Karanlıkta parlardı. Jenny ile George bütün Amerika ve Kanada ela bir bayiden ötekine dolaşır dururlardı. Bir mağazada iyi bir kalabalık toplayıncaya kadar dans edip şarkı söyler, espriler patlatırlardı….

Otomatik Piyano / Kurt Vonnegut
Bilimkurgu / 11 Ocak 2018

Otomatik Piyano Otomatik Piyano’dan… Bir vınıltı ve tıkırtı oldu ve kapı açıldı. “Atla,” dedi teybe alınmış bir ses kontrol panelinin altından. Marş bastı, motor çalıştı, boşa geçti, radyo çalmaya başladı. Paul usulca direksiyonun üstündeki bir düğmeye bastı. Bir motor mırıldandı, dişliler yavaşça homurdandı ve iki ön koltuk uykulu sevgililer gibi yan yana yattı. Bu Paul’a bir zamanlar bir hayvan hastanesinde görmüş olduğu atlar için bir ameliyat masasını hatırlattı – at yan yatmış masanın yanına getirilmiş, buraya bağlanmış, narkoz verilmiş, sonra da, ameliyat edilmeye hazır pozisyonda, dişlilerle çalışan masanın üst kısmına devrilmişti. Katharine Finch’in derine, daha derine ■ gömüldüğünü hayal edebiliyordu, Bud ise eli düğmenin üstünde şarkılar mırıldanıyordu. Paul başka bir düğmeye basarak koltukları dikleştirdi. Arabaya, “Hoşçakal,” dedi. Motor durdu, radyonun sesi kesildi ve kapı kapandı. ‘Tahta beşlik alma,” diye seslendi araba Paul kendi arabasına binerken. “Tahta beşlik alma, tahta beşlik alma, tahta beşlik—” “Almam!” Bud’ın arabası sustu, belli ki içi rahat etmişti. Paul fabrikayı bölen geniş, temiz yol boyunca ilerledi; bir taraftan da bina numaralarını takip ediyordu. Bir steyşın vagon kornasını öttürerek aksi yönde hızla yanından geçti, içindekiler ona el sallıyordu; araba boş sokakta zikzaklar çizerek ana kapıya yöneldi. Paul saatine baktı. Bunlar, paydos eden ikinci vardiya olmalıydılar. Fabrikayı çalıştırmakta…

Mezbaha No 5 / Kurt Vonnegut
Bilimkurgu / 10 Ocak 2018

Mezbaha No 5 Mezbaha No 5’ten… Az çok gerçek bir hikâye bu. Ya da savaşla ilgili hiç bir şey şey gerçekten uzak değil. Kendisinin olmayan bir çaydanlığı aldığı için kurşuna dizilen birini tanıdım gerçekten Dresdende. Savaş sonunda kişisel düşmanlarını kiralık katillere öldürteceğini söyleyen bir başkasını da. Böyle sürüp gider bu. Bütün adları değiştirdim. 1967’de Guggenheim vakfının parasıyla (Tanrı Mangırlarını korusun) Dresdene döndüm. Ohionun Dayton şehrine çok benziyordu, bu kentin biraz daha genişi, rahatı. Bodrumunda tonlarla insan unu bulunması gerekli Oraya eski silah arkadaşım, Bernard V.O’ Hare’yle döndüm ve tutsak olduğumuz sıralar bizi kapadıkları mezbahaya gitmek üzere bindiğimiz taksinin şoförüyle ahbap olduk. Adı Gerhard Müller’di. Kısa süre Amerikalıların elinde tutsak kaldığını söyledi. Komünist rejimde yaşamanın insanda ne gibi bir izlenim bıraktığını kendisine sorduk, başlangıçta korkunç olduğunu söyledi. Çünkü herkes geberesiye çalışmak zorundaydı, çünkü konut, yiyecek ve giysi sıkıntısı çekiliyordu. Ama şimdi durum çok daha iyiydi. Küçük ve rahat bir dairesi vardı, kızı çok iyi bir öğrenim görüyordu. Annesi, Dresden alev fırtınasında yanıp kül olmuştu. Hayat bu. Christmas’ta O’Hare’ye bir kart yolladı, kartta şöyle diyordu: «Size, ailenize ve de arkadaşınıza neşeli bir Christmas ve mutlu bir yeni yıl diler, talihimiz varsa bir barış ve özgürlük dünyasında, yeniden taksi içinde görüşmemizi dilerim. Çok…

Kedi Beşiği / Kurt Vonnegut
Bilimkurgu / 9 Ocak 2018

Kedi Beşiği Kedi Beşiği’nden… Bokonon kişinin karass’ının sınırlarını keşfetmesine ve Yüce Tanrı’nın ona yaptırdıklarının özünün ne olduğunu araştırmasına dair hiçbir yerde herhangi bir uyarıda bulunmaz. Bokonon sadece bu tür arayışların eksik kalmaya mahkûm olduğu yönünde bir gözlemde bulunur. Bokonon’un Kitapları’nın kendi yaşam öyküsünü anlattığı bölümde Bokonon, keşfetmiş gibi, anlamış gibi yapmanın nasıl bir ahmaklık olduğu hakkında ufak bir hikâyeye yer verir: Bir zamanlar Newport, Rhode Island’daki Episkopal cemaatine mensup bir hanım tanımıştım. Kendisi benden Danua cinsi köpeği için bir kulübe tasarlamamı ve yapmamı istemişti. Hanımefendi, Tanrı’yı ve onun İşlerini Yapış Şeklini kusursuz anladığını iddia ediyordu. Bir insanın bugüne dek olanlar ya da bundan sonra olacaklar karşısında şaşkınlığa düşmesine anlam veremiyordu. Buna karşın, kendisine yapmayı önerdiğim kulübenin detaylı bir planını gösterdiğimde, “Kusuruma bakmayın ama ben bunları hiç okuyamam,” dedi. “Siz en iyisi bunu Tanrı’ya iletmeleri için kocanıza ya da rahibinize verin,” dedim “Tanrı, boş bir ân bulduğunda eminim ki size bu köpek kulübesi çizimini sizin bile anlayabileceğiniz şekilde açıklayacaktır.” Kadın işi vermedi bana. Onu hiç unutmayacağım. Tanrı’nın yelkenli teknelere binen insanları motorlu teknelere binenlerden daha fazla sevdiğine inanıyordu. Bir solucana bakmaya tahammül edemezdi. Solucan gördüğü anda çığlığı basardı. Ahmağın tekiydi ve ben de öyleydim ve Tanrı’nın İşleri’ni anladığını düşünen herkes de…