Derini Yüzeceğim / Mickey Spillane
Polisiye/ 2 Ekim 2017

Derini Yüzeceğim Derini Yüzeceğim’den… Gece sokakta yürüyorsunuz. Yağmur yağıyor. Adımlarınızdan başka hiçbir ses duymuyorsunuz. Aslında kentin gürültüsü sürüp gidiyor, ama sizi hiçbir şey etkilemiyor: Çünkü sokağın ucunda yedi uzun yıldan bu yana beklediğiniz kadın var. Her adımınızda ona biraz daha yaklaşıyorsunuz, adımlarınızın her çıkardığı ses beklemekle geçen ayları, günleri ve saniyeleri biraz daha siliyor. Sonra birdenbire geliyorsunuz; karanlık yüzlü büyük bir yapının önünde buluyorsunuz kendinizi. Bu bir yapıdan çok, eski çağlardan kalma bir taş yığınını andırıyor. Sanki size bakıyor, donuk gözlerini üstünüze dikmiş sizi izliyor gibi. Böylesine ısrarlı bakışlar, sizi tahrik edercesine etkisine alıyor. Neler olacak acaba? diye soruyorum kendi kendime. Hala eskisi kadar güzel mi? Yoksa benim gibi yedi yıl süren bu cehennem hayatının izlerini o da taşıyor mu? Ve saçma sapan bir cinayet girişimi yüzünden öldüğünü sandığım bu güzelim kadına ne diyebilirim? Yedi yıl öncesi ile bugünün arasındaki boşluğu nasıl aşmalı? Kısa bir süre önce, çok sayıda kişi aynı sokaktaki aynı evi bulmak amacıyla bu semte yönelmişti. Ama buraya ulaşan yalnızca benim adımlarım olmuştu. Çünkü benden öncekiler bugün ya ölmüş, ya da ölmek üzere olan kişilerdi. Bu kadın önemli bir kişiydi. Hatta belki de dünyanın [5] en önemli kişisiydi. Konuştuğu anda, bir düşmanın yok edilmesine yarayacaktı. Ellerimin titremesini…

Caniler Uyumaz / Mickey Spillane
Polisiye/ 2 Ekim 2017

Caniler Uyumaz Caniler Uyumaz’dan… Adama mektubu verirken sırtımda hafif bir ürperme gezinmedi dersem yalan olur; çünkü dev gibiydi. İki adam el ele verse kucaklayamayacakları kadar kocaman bir göbeği vardı. O göbeğe yumruğunu gömmeğe kalkışacak adamın da evvelâ aklını muayene etmek, çok yerinde olurdu. Karşımdaki adamın göbeği de kol ve omuz adaleleri kadar sertti çünkü. Yüzündeki ifade ise pazılarındaki adalelerden de sertti. Elinin de ne kadar sert olduğunu birdenbire anladım. Zira onun tersiyle çeneme, hiç beklemediğim bir anda, müthiş bir tokat aşketti. Dişlerim ayni anda yanağımın iç tarafını yarmış olmalı ki, dilimin ucundan akmaya başlayan kan tuzlu tuzlu geldi ağzıma. Arkadan iki kolunu birden cendere gibi kavrayıp beni oracığa çivileyen adam galiba konuşacak halde olmadığını anlamıştı. Beni savunur gibi konuştu onun için — «Delikanlı ne bilsin, Şef? Her halde tanımadığı bir herif yolda önüne çıkıp eline bir dolar sıkıştırdı, bu mektubu bize getirmesini söyledi. Kendi de öyle demiyor mu?» Goril dişlerini gıcırdatarak beni tepeden tırnağa süzdü. — «Bu mektubu kim verdi dedim sana? Duymadın mı? Cevap ver. Yoksa… » Ağzımı doldurmuş kanı bir kenara hafifçe tükürmek istedim, fakat yapamadım. Kanım çenemden aşağıya sızmaya başladığını hissediyordum. — «Söyledim ya, Mr.Renzo…» Bir kere daha balyoz gibi indi Renzo’nun yumruğu çeneme. Yüzüm muhakkak yarılmış olmalıydı….