Şafağa Geçit – Drizzt Do’Urden’in Maceraları 4 / R.A.Salvatore
Fantastik/ 24 Eylül 2017

Şafağa Geçit Şafağa Geçit’ten… Şimdi hırlama sırası ondaydı. Bu yabani, ilkel bir ses değildi. Aklın ve ahlakın, eskiden olduğu kişiden geriye kalan o küçücük kıvılcımın bir ürünüydü. Dilberin elini kavradı ve onu büküp çevirerek kendisinden uzaklaştırdı. Dilberin karşı koyarken gösterdiği güç adamın bütün hafızasını canlandırdı. Zira bu doğa üstü bir şeydi, kadının küçük vücuduyla başarabileceğinin çok ötesindeydi. Yine de o daha güçlüydü. Böylece kadının elini zorla uzaklaştırıp öbür tarafa çevirmeyi başardı ve bakışlarını ona kenetledi. Kadının gür saçları biraz değişmiş, beyaz ve küçük boynuzlarından birisi saçların arasından dışarı çıkmıştı. “Yapma bunu, aşkım,” diye işveyle mırıldandı. Kadının yalvarışının ağırlığı neredeyse direnişini kıracaktı. Tıpkı fiziksel gücü gibi, kadının sesi de doğaüstüydü. Sesi cazibenin, hilekârlığın, bütün bu mekânın aslen kendisi olan o koca yalanın bir simgesiydi. Adamın dudaklarından bir feryat sızıverdi ve kadını bütün gücüyle geri doğru çekip çıkıntının kenarından aşağı fırlattı İri, yarasamsı kanatlar açıldı ve succubus* ona gülerek havada süzüldü. Açılan ağzı, eğer yenilseydi boynunu ısırıp delecek olan feci dişlerini gözler önüne serdi. Dişi iblis ona gülüyordu ve adam, direnmiş olmasına rağmen galip gelmediğini, asla galip gelemeyeceğini biliyordu. * Ç.N. succubus; kurbanına cazibesiyle işkence eden bir tanar’ri türü Bu sefer neredeyse iradesini kırmayı başarmış, onu alt etmeye bir öncekinden daha çok…

Karanlığın Kuşatması – Drizzt Do’Urden’in Maceraları 3 / R.A.Salvatore
Fantastik/ 24 Eylül 2017

Karanlığın Kuşatması Karanlığın Kuşatması’ndan… Görünüş itibarıyla, Cehennem’in bu dumanlı katmanında girdap gibi dönen çamurlar arasında gezmeyecek kadar güzel bir yaratıktı. Çok güzeİdi. Yüz hatlan sanki bir oyma eseri gibi ince ve zarifti. Parlak abanoz renkli teni, ona canlı bir sanat eseri, yaşayan obsidiyen bir heykel havası veriyordu. Etrafındaki yaratıklar, mesela sürüngen sümüklüböcekler ve yarasa kanatlı canavarlar, her hareketini takip ediyor, onu dikkatle ve ihtiyatla izliyordu. Hatta içlerinde en büyük ve en güçlü olanlar, yani büyük bir şehri tek başına yakıp yıkabilecek boyuttaki devasa iblisler bile ondan güvenli bir uzaklıkta duruyordu. Zira dış görünüş aldatıcı olabilirdi. Bu güzel vücutlu dişi, her ne kadar zarif ve hatta Cehennem’in korkunç canavarlannın standartlarına göre cılız görünse de, şu anda kendisini imleyen iblislerin herhangi birini, onunu ya da ellisini yok edebilirdi. İblisler de bunu biliyor ve onu rahatsız etmiyorlardı. O, kara elflerin, yani drowlann tanncası Örümcek Kraliçe Lloth idi. Kaosun vücut bulmuş hali, zarif yüzünün ardında bir canavar gizli olan bir yıkım aracıydı. Lloth, çamurlu girdaplann üzerindeki küçük adacıklarda bulunan uzun ve gür mantar kümelerinin olduğu alana sakince girdi. Bir adacıktan diğerine kayıtsızca yürüyor, sıçrayan çamurlara o kadar hafifçe basıyordu ki kara renkli zarif terliklerinin altı bile çamura bulanmıyordu. Bu katmanın en güçlü sakinlerinden birçoğunu…

Yıldızsız Gece – Drizzt Do’Urden’in Maceraları 2 / R.A.Salvatore
Fantastik/ 24 Eylül 2017

Yıldızsız Gece Yıldızsız Gece’den… Drizzt parmaklarım panter heykelciğinin detaylı kıvrımları üzerinde dolaştırdı. Heykelciğin kara oniks yüzeyi, kaslı boyun kısmında bile pürüzsüz ve hatasızdı. Guenhwyvar’a çok benziyordu, onun mükemmel bir tasviriydi. Şimdi iri panteri bir daha asla göremeyeceğinden emin olan Drizzt ondan ayrılmayı nasıl kaldırabilirdi? “Elveda, Guenhwyvar,” diye fısıldadı drow kolcu. Heykelciğe bakarken yüz ifadesi hüzünlüydü, hatta neredeyse acınacak haldeydi. “Bu yolculukta seni yanıma almayı vicdanıma sığdıramam, zira başıma geleceklerden korktuğumdan daha fazla senin kaderinden korkuyorum.” Duruma razı olarak derinden iç geçirdi. O ve dostları bu huzur dolu yaşamı elde edebilmek için uzun ve zorlu savaşlar vermiş, büyük fedakarlıklarda bulunmuşlardı. Yine de Drizzt bunun yanlış bir zafer olduğunu anlamıştı. Bu durumu reddetmek, Guenhwyvar’m heykelciğini kesesine geri koymak ve en iyisini umarak yoluna körlemesine devam etmek istedi. Drizzt, yaşadığı kısa zayıflık anını iç geçirerek üzerinden attı ve heykelciği buçukluk Regis’e uzattı. Regis, gördüklerine inanamaz bir halde uzun bir süre sessizce Drizzt’e baktı. Drowun ona söylediği ve ondan yapmasını istediği şey karşısında şoka uğramıştı. “Beş hafta,” diye ona hatırlattı Drizzt. Buçukluğun bir oğlan çocuğunu andıran yüz hatları buruşuverdi. Eğer Drizzt beş hafta içinde geri dönmezse, Regis, Guenhwyvar’m heykelciğini Cattibrie’a verecek ve hem ona hem de Kral Bruenor’a Drizzt’in nereye gittiğini anlatacaktı. Drowun somurtgan…

Miras – Drizzt Do’Urden’in Maceraları 1 / R.A.Salvatore
Fantastik/ 24 Eylül 2017

Miras Miras’tan… Haydut Dinin, Drowların şehri Menzoberranzan’ın karanlık bulvarları arasında dikkatle ilerliyordu. Yaklaşık yirmi yıldır ailesiz ve kanundışı biri olarak yaşayan deneyimli savaşçı, şehrin tehlikelerini çok iyi biliyordu. Tabii o tehlikelerden sakınmayı da. İki mil uzunluğundaki dev mağaranın batı duvarında bulunan terkedilmiş, geniş bir oyuğun yanından geçerken durup da bakmadan edemedi. Dikit şeklindeki iki sütunu destekleyen demir çitler paramparça olmuştu. Ve iki tane kırılmış kapı vardı; biri zeminde yatıyor, diğeri ise duvarın on metre yukarısındaki bir balkonda, kırılıp yanmış olan menteşelerinden asılmış bir halde, çirkin bir şekilde açık duruyordu. Dinin, kimbilir kaç kez yerden yükselerek o balkona çıkmış ve kendi evinin, yani Do’Urden Evinin asilzadeleri için ayrılmış özel odalara girmişti? Do’Urden Evi. Drow şehrinde bu ismi söylemek dahi yasaktı. Bir zamanlar Dinin’in ailesi, Menzoberranzan’daki altmış küsur Drow ailesi arasında ilk sekizinci sıradaydı; annesi yöneticiler konseyine dahildi ve kendisi de meşhur Drow akademisindeki Savaşçılar Okulu olan Melee-Magthere’de bir hocaydı. Şimdi bu yerin önünde durmakta olan Dinin’e, mekanın o görkem dolu günleri sanki binlerce yıl geride kalmış gibi geliyordu. Artık ailesi yoktu, evi harabe halindeydi ve kendisi de hayatta kalabilmek için kötü şöhretli haydutlar çetesi Bregan D’aerthe’ye katılmak zorunda kalmıştı. “Bir zamanlar,” dedi haydut Drow sessizce. Evsiz bir Drowun tehlikeye ne kadar…

Buçukluğun Mücevheri – Buzyeli Vadisi Serisi 3 / R.A.Salvatore
Fantastik/ 23 Eylül 2017

Buçukluğun Mücevheri Buçukluğun Mücevheri’nden… Ve Sydney, Harkle’ın delicesine sevdiği o kadın büyücü, cücenin ölümünde rol oynamıştı. Harkle kendini toplamak için derin bir nefes aldı. “Bruenor’un intikamı alınacak,” dedi sert bir yüz ifadesi takınarak. Cattibrie adamın yanağına bir öpücük kondurdu ve Sarmaşık Konak’a doğru tepeyi tırmanmaya başladı. Büyücünün duyduğu samimi ıstırabı anlıyordu ve Mithril Salonu’na dönüp orayı Battlehammer Klanı için geri alma yeminini yerine getirmesi konusunda, adamın kendisine yardım etme kararını içtenlikle takdir ediyordu. Ama Harkle için başka bir seçenek yoktu. Sevmiş olduğu Sydney yalancı bir maskeden ibaretti; güç delisi, duygusuz bir canavarın üzerine kaplanmış tatlı bir maske. Ve Bruenor’un grubunun nerede olduğunu kasıtsız olarak Sydney’e açıkladığı için kendisi de bu felakette bir rol oynamıştı. Harkle, Cattibrie’ın gidişini izledi, dertlerinin ağırlığı kızın yürüyüşünü yavaşlatıyordu. Ona karşı hiçbir kızgınlık besleyemezdi -Sydney kendi ölümünü hazırlayan senaryoyu kendisi yazmıştı ve Cattibrie’ın da oynamaktan başka seçeneği olmamıştı. Büyücü bakışlarını güneye doğru çevirdi. Kendisi de, drow elfi ile koca barbar oğlan için endişeleniyor ve onları merak ediyordu. Uzunsemer’e bitkin bir hâlde sadece üç gün önce gelmişlerdi, dinlenmeye çok ciddi şekilde ihtiyaç duyan, ıstırap dolu ve bitkin bir gruptu onlar,. Ama dinlenmek diye bir şey söz konusu değildi. Şimdi olamazdı, çünkü karanlık kiralık katil, yanında gruplarının son…

Gümüş Damarları – Buzyeli Vadisi Serisi 2 / R.A.Salvatore
Fantastik/ 23 Eylül 2017

Gümüş Damarları Gümüş Damarları’ndan… Gölge ejderhası, karanlık bir yerde, karanlık bir tahtın üzerine tünemiş oturuyordu. Pek büyük bir ejder değildi, ama beterin beteriydi. Varlığı sadece karanlıktan oluşuyordu; pençeleri binlerce cinayetle aşınmış kılıçlardı; ağzı daima kurbanlarının kanıyla sıcaktı; kara nefesi umutsuzluktu. Dayanıklı pulları bir kuzgun postu gibiydi. Rengi o kadar zengin bir siyahtı ki ışıldıyordu. Duygusuz bir canavar için oldukça parlak ve aldatıcı güzellikte bir görünümdü. Buyruğu altındakiler ona Kasvetparıltısı adım takmıştı ve kendisine sonsuz hürmet ederlerdi. Her ejderhanın yaptığı gibi, yüzyılların akışı içinde güç toplayan Kasvetparıltısı, kanatlarım sırtına katlamıştı ve hiç kıpırdamıyordu, tabii kendisine sunulan bir kurbanı yutmak ya da küstah bir yer altı sakinini cezalandırmak dışında. Bu yeri emniyete almak için üzerine düşeni yapmış, müttefikleriyle yüzleşmeyi bekleyen cüce ordusunun büyük kısmını bozguna uğratmıştı. O gün ejderha ne kadar da iyi bir ziyafet çekmişti! Cücelerin postları sert ve kaslıydı, ama ustura gibi dişlerle dolu ağzı, böyle bir yemekle kolayca başa çıkmıştı. Ve şimdi bütün işi ejderhanın köleleri yapıyor, ona yemek getiriyor ve her isteğiyle ilgileniyorlardı. Ejderhanın gücüne yine ihtiyaç duyacakları gün elbette gelecekti ve Kasvetparıltısı o zaman hazır olacaktı. Altında duran, yağma hazinelerden oluşmuş geniş yığın, ejderhanın gücünü ateşliyordu. Ve bu konuda Kasvetparıltısı’yla kendi türünden hiçbiri boy ölçüşemezdi. En zengin…

Kristal Parçası – Buzyeli Vadisi Serisi 1 / R.A.Salvatore
Fantastik/ 23 Eylül 2017

Kristal Parçası Kristal Parçası’ndan… İblis, dev bir mantarın gövdesine oymuş olduğu koltukta arkasına yaslandı. Kayadan adacığın etrafında sulu çamurlar höpürdeyip köpürüyordu. Bu, Cehennem katmanının işaretçisi olan sonsuz bir sızıntı ve deveran idi. Errtu pençeli parmaklarıyla tempo tutuyor ve boynuzlu, maymunumsu kafası omuzlarının üzerinde tembelce sallanırken karanlığın içine dikkat le bakıyordu. “Nerelerdesin, Telshazz?” diye tısladı iblis, büyülü antika hakkında haberler bekleyerek. Crenshinibon bütün iblislerin düşüncelerini doldururdu. Errtu, kırık parça elindeyken bütün katman üzerinde egemenlik kurabilirdi. Hatta belki de birkaç katman üzerinde. Ve Errtu onu elde etmeye çok yaklaşmıştı! İblis bu ziynetin gücünü biliyordu. Yedi tane lich, şeytani büyülerini birleştirip kristal parçasını yarattıkları zaman, Errtu onlara hizmet etmekteydi. Lichler, yani ölümlü vücutları yaşam alemini terk ettiği zaman dinlenmeye çekilmeyi reddeden kudretli büyücü ruhları, şimdiye kadar yapılmış en şeytani ziyneti yaratmak için bir araya gelmişlerdi. İyiliğin savunucularının en kıymetli olarak adlandırdığı şey tarafından, güneşin ışığı tarafından beslenip geliştirilen bir kötülüktü bu. Ama onlar kendi hatırı sayılır güçlerinin bile ötesine geçmişlerdi. Onun yapımı yedisini birden yiyip yutmuştu. Crenshinibon kendi yaşamının ilk titreşimlerini beslemek için lichlerin ölüm ötesi durumlarını koruyan büyü kudretini çalmıştı. Meydana çıkan güç patlamaları Erttu’ytı Cehennem’e geri yollamış ve iblis kırık parçanın yok olduğunu sanmıştı. Fakat Crenshinibon öyle kolay kolay yok edilemezdi….

Göç – Kara Elf Üçlemesi 3 / R.A.Salvatore
Fantastik/ 22 Eylül 2017

Göç Göç’ten… Drizzt, kalkan oluşturan çalıların yanından ve de artık evi olarak kullandığı mağaraya girişi sağlayan düz ve çıplak kayayı sürünerek geçti. Yakın bir zamanda bu yoldan başka bir şeyin geçtiğini biliyordu. Görülen bir iz yoktu fakat koku kuvvetliydi. Guenhwyvar, yamaçtaki mağaranın üstündeki kayaların etrafında bir daire çizdi. Panterin varlığı drowa güven veriyordu. Drizzt, Guenhwyvar’a içgüdüsel olarak güveniyordu, kendisine tuzak kuran düşmanları ortaya çıkarabileceğinden emindi. Drizzt karanlık girişte kayboldu ve panterin arkasından gelip onu gözetlemeye başladığını farkettiğinde gülümsedi. Drizzt, hemen girişteki bir taşın ardında, gözlerini karanlığa alıştırmak için durakladı. Hızla batıya doğru ilerleyen güneş hâlâ parlaktı ama mağara, Drizzt’in görüşünü kızıl ötesi tayfa geçirecek kadar karanlıktı. Gözleri alıştığında, Drizzt, davetsiz misafirini tespit etti. Tek bölmeli mağaranın içinde, ilerdeki bir kayanın arkasına gizlenmiş bir canlının ısı izleri. Drizzt belirgin bir şekilde rahatladı. Guenhwyvar artık sadece birkaç adım ötedeydi ve taşın boyutuna bakıldığında, bu büyük bir yaratık olamazdı. Fakat gene de, Drizzt, boyutuna bakılmaksızın, her canlının saygı görüp tehlikeli olarak nitelendirildiği Karanlıkaltı’nda yetişmişti. Guenhwyvar/a, çıkışın yanındaki mevkiini korumasını işaret ederek, davetsiz misafiri daha iyi kontrol edebileceği bir yere doğru sürünerek ilerledi. Drizzt, bundan önce hiç böyle bir hayvan görmemişti. Görüntüsü neredeyse bir kediyi andırıyordu, ama kafası daha ufak ve sivriceydi. Birkaç kilodan…

Sürgün – Kara Elf Üçlemesi 2/ R.A.Salvatore
Fantastik/ 22 Eylül 2017

Sürgün Sürgün’den… Doğduğum şehirden, halkımın şehrinden ayrıldığım günü açık seçik anımsıyorum. Tüm Karanlıkaltı önümde uzanıyordu; macera ve heyecan dolu bir yaşam, yüreğimi hafifleten olasılıklar. Ancak, bunun da ötesinde, Menzoberranzan dan artık yaşamımı ilkelerimle uyum içinde yaşayabileceğim inancı ile ayrıldım. Guenhuryvar yanımda, palalarım belimdeydi. Geleceğim benim ellerimdeydi. Fakat o drow, o kader gününde Menzoberranzan’ı terk eden, henüz yaşamının kırkıncı yılına bile gelmemiş genç Drizzt Do’Urden, zamanın gerçeğini kavramaya başlamamıştı; diğerleri ile paylaşılmadığında zamanın ne kadar yavaş geçtiğini. Gençliğimin verdiği coşkunlukla, yüzyılları iple çekiyordum. Tek bir saat bir gün gibi, tek bir gün bin yıl gibi göründüğünde yüzyılları nasıl ölçersin? Karanlıkaltı nın şehirleri ötesinde, bulmasını bilene aş, saklanmasını bilene emniyet vardır, yine de, Karanlıkaltı’nın sayısız şehirlerinin ötesinde, her şeyden çok, yalnızlık bulunur. Boş tünellerin yaratığı oldukça, hayatta kalmak benim için hem daha kolay, hem daha zor oldu. yaşamak için gerekli fiziksel beceriler ve deneyim kazandım. Kendi belirlediğim bölgeme giren hemen her şeyi alt edebilir, yenemeyeceğim az sayıdaki canavardan kesinlikle kaçıp saklanabilirdim. Ancak, ne yenebileceğim, ne de kaçabileceğim bir düşmanı keşfetmem uzun sürmedi. Nereye gitsem beni takip etti- aslında ne kadar uzağa kaçsam, o kadar yakınıma geldi. Düşmanım yalnızlıktı, dingin denizlerin sonsuz, aralıksız sessizliği. Bunca yılın ardından dönüp geriye baktığımda, böylesi bir varoluş…

Anayurt – Kara Elf Üçlemesi 1 / R.A.Salvatore
Fantastik/ 22 Eylül 2017

Anayurt Anayurt’tan… Ne bir yıldız süsler bu ülkeyi bir şairin gizemli parıltısıyla, ne de güneş yaşam dolu ılık ışıklarını gönderir buralara. Burası Karanlıkaltı’dır; Unutulmuş Diyarlar’ın telaşlı yüzeyi altındaki gizli dünya. Burada gökyüzü acımasız bir kayadır. Duvarlar, ölümün, buraya gelme yanılgısına düşecek kadar budala yüzey canlılarının meşale ışığı ile grileşmiş rengini yansıtır. Burası onların dünyası değildir. Burası ışığın dünyası değildir. Buraya davetsiz gelenlerin çoğu geri dönmezler. Yüzeydeki evlerinin güvenliğine kaçabilenler ise değişmişlerdir. Gözleri gölgeleri ve karanlığı görmüştür. Bu, Karanlıkaltı’ndaki kaçınılmaz akıbettir. Kapkaranlık koridorlar döne dolaşa ilerler bu kasvetli diyarda ve irili ufaklı mağaraları birbirine bağlar. Uyuyan bir ejderin dişleri kadar keskin taş yığınları kimi zaman sessiz bir tehditle bekler, bazen de davetsiz misafirlerin yolunu kesmek ister gibi yükselir. Burada derin, felaketi çağrıştıran bir sessizlik hüküm sürer, pusuya yatmış yırtıcı bir hayvanın sükuneti. Yolu Karanlıkaltı’na düşenlere işitme duyularını tamamıyla yitirmediklerini anlatan tek ses uzaklardan yankılanan bir su damlamasıdır. Bu, tıpkı bir yaratığın yürek atışları gibidir. Sessiz kayalardan süzülerek Karanlıkaltı’nın dondurucu havuzlarına akar. Bu havuzların karanlık ve durgun yüzeylerinin altında neyin olduğu ise bir tahminden öteye gitmez. Hangi sırlar cesurlan, hangi dehşetler budalaları bekler, bunu sadece hayal gücü söyleyebilir… Ta ki sükunet bozulana dek. Burası Karanlıkaltı’dır. Burada yaşam bölgeleri bulunur, yüzeydekilerin pek çoğu…