Nemrut / Robert Ludlum
Polisiye/ 11 Eylül 2017

Nemrut Nemrut’tan… Loring, Adalet Bakanlığı binasının yan kapısından çıkıp bir taksi aramaya başladı. Saat beş buçuğa geliyordu. Günlerden bir ilkbahar cumasıydı, Washington caddelerinde de trafik korkunçtu. Loring yaya kaldırımın hemen kenarında durup, belki boş bir taksi görür de gelir umuduyla sol elini kaldırdı. Artık taksi aramaktan vazgeçmek üzereydi ki, on metre ileriden müşteri almış bir araba tam önünde durdu. “Doğu tarafına mı gideceksiniz, bayım? Müşterim var ama zararı yok. Bu bay sizi de alabileceğimi söyledi.” Bu tür şeylerle karşılaştığı zaman Loring hep şaşırır, ne yapacağını bilemezdi. Farkında olmadan sağ kolunu yeninin içine çekti. Ceket kolunun sağ elini olabildiğince gizlemesini sağlamak için yapmıştı bunu. Sağ bileğine dolanmış, kolunu dosya çantasının sapına kilitleyen ince siyah zinciri gizlemek için… “Teşekkür ederim, ama ilerideki köşeden güneye dönmem gerekecek.” Taksi tekrar yoğun trafik seline karışıp kaybolana dek Loring bekledi, sonra yine boşuna sol elini sallamaya devam etti. Böyle koşullar altında, genellikle, beyni saat gibi çalışır, herkesten daha atak olmak isterdi. Sağma soluna hızla bir göz atar, müşteri indirmek üzere olan taksileri kalabalığın içinden seçer, arabanın boş olduğunu gösterecek yanar ışıkları yakalamak için sokak başlarım kartal gibi kollardı. Ne var ki, Ralph Loring o gün koşmaya istekli değildi. Bu önemli cuma günü kafası korkunç bir gerçekle…

Hades Dehşeti / Robert Ludlum
Polisiye/ 11 Eylül 2017

Hades Dehşeti Hades Dehşeti’nden… Mario Dublin, elindeki bir doları titreyen parmaklarıyla sımsıkı tutarak şehir merkezindeki işlek caddelerden birinde sarsak adımlarla ilerliyordu. Bir o yana bir bu yana sallanarak ve boş eliyle devamlı alnına vurarak, bir süre yürümeye devam etti. Sonunda ön camı, indirim ilanlarıyla dolu döküntü bir eczaneden içeriye girdi. Titreyerek elindeki doları tezgâhın diğer tarafındaki satıcıya doğru savurdu, “Advil… Aspirin midemi mahvediyor. Advil’e ihtiyacım var.” Satıcı, karşısındaki tıraş olmamış, üzerindeki asker üniforması paçavraya dönmüş adama doğru dudaklarını büzerek baktı. Yine de iş işti. Ağrı kesicilerin bulunduğu raftan en küçük boy Advil-lerden bir tane çıkarıp uzattı. “Bunu alıp gidebilmen için üç dolar daha vermen gerek.” Dublin, elindeki tek banknotu tezgâhın üstüne bıraktı ve kutuya doğru uzandı. Satıcı kutuyu geri çekerek, “Ne dediğimi duydun dostum. Üç teklik daha. Para yoksa ilaç da yok.” “Sadece bi dolarım var…Başım ortadan ikiye yarılcak gibi, çatlıyo sanki…” Dublin, inanılmaz bir hızla tezgâhın üzerinden uzanıp küçük kutuyu kapıverdi. Satıcı kutuyu geri almaya çalışıyordu ama Dublin kutuyu bırakmıyordu. Bu mücadele sırasında şekerle dolu bir kavanozu ve bir vitamin panosunu yere devirdiler. Eczacı arkadan, “Bırak gitsin, Eddie!” diye bağırdı. Telefona uzandı. “Bırak alsın!” Eczacı telefonu tuşlarken satıcı itişmeyi kesti. Dublin mühürlü karton kutuyla ilacın kapağını çılgın gibi kopartarak…

Geri Sayım / Robert Ludlum
Polisiye/ 11 Eylül 2017

Geri Sayım Geri Sayım’dan… Moskova’dan yaklaşık dokuz yüz hava mili uzaklıktaki Chelyabinsk ormanlarında, bir zamanlar Sovyetler Birliği’nin seçkin yöneticilerinin en sevdiği dinlenme köşesi olan bir av kulübesi vardı. Bir dağ gölünün kenarında bulunan kulübe, bütün mevsimler için bir dacha idi. İlkbahar ve yaz aylarında kır çiçekleri festivali, sonbahar ve kış ay-larındaysa avcılar için bir cennetti. Eski Presidium’un çöküşünden sonraki yıllarda yeni yöneticiler tarafından bozulmadan korundu ve Rusya’nın en saygın bilim adamı; nükleer fizikçi ve her dönemin adamı olan Dimitri Yuri Yurievich için politikadan uzak bir mezar oldu. Çünkü bütün uluslarla paylaşmak istediği dehasına saygı değil, yalnızca öfke duyan katiller tarafından korkunç bir tuzağa düşürülerek zalimce öldürülmüştü. Katillerin nereden geldikleri ve kim oldukları bilinmiyordu ama gerçekten kötü adamlardı. Yatakta yatan saçları seyrelmiş yaşlı kadının önünde bir pencere vardı ve buradan erken yağan kuzey karı görünüyordu. Camın ötesindeki her şey kadının saçlarıyla buruşuk yüzü gibi beyaz ve donuktu. Ağaçların dalları karların ağırlığı yüzünden eğilirken etraf gözleri kamaştıran bir beyazlık içindeydi. Yaşlı kadın zorlukla yan sehpadaki pirinç çanı alıp salladı. Birkaç dakika sonra otuz yaşlarında, kahverengi saçlı ve parlak kahverengi gözlü, sağlıklı bir kadın telaşla odaya girdi. “Evet, büyükanne, senin için ne yapabilirim?” — 5 — “Gereğinden fazlasını yaptın zaten, çocuğum.” “Ben çocuk…

Geçmişi Olmayan Adam / Robert Ludlum
Polisiye/ 11 Eylül 2017

Geçmişi Olmayan Adam Geçmişi Olmayan Adam’dan… Balıkçı gemisi karanlık, hırçın; denizin öfkeli dalgalarına bata çıka ilerlemeye çalışıyordu. Dev gibi dalgalar büyük bir güçle tekneye vuruyor, sular köpük köpük güverteden akıyordu. Tahtalar gıcırdıyor, halatlar bükülüp kopma noktasına gelene dek geriliyor, gemi iniltiyi andıran sesler çıkarıyordu. Arka arkaya iki patlama, deniz ve fırtınanın homurtusuyla teknenin iniltisini yardı. Patlamalar loş kamaradan gelmişti. Bir adam kapıdan fırlayarak bir eliyle küpeşteyi yakaladı. Diğer elini de midesine bastırmıştı. İkinci adam korkunç bir niyetle usulca onu izledi. Kamara kapısına dayanıp dengesini bularak tabancasını kaldırdı. Arka arkaya ateş etti. Küpeştedeki adam ellerini birden başına götürdü ve vücudu dördüncü merminin şiddetiyle geriye doğru büküldü. Balıkçı teknesinin burnu birden iki dev dalganın arasına girince, yaralı adamın ayakları yerden kesildi. Elleri başında, sola doğru dönerken, kapı ağzındaki adam da sendeleyerek kamaranın içine doğru itildi. Beşinci kurşun da hedefini bulmuştu. Yaralı adam haykırdı. Elleriyle tutunabileceği bir şey arıyordu. Sürekli olarak suratına çarpan su zerreleri ve akan kanlar yüzünden gözleri görmez olmuştu. Yakalayabileceği bir şey de yoktu. Vücudu öne doğru kayarken dizleri büküldü. Tekne şiddetle iskele yanına yatarken, kafası kurşunlarla parçalanan adam da yandan kayarak aşağıdaki çılgın, karanlık denize gitti. Şafağın ilk ışıkları Akdeniz’in sakin sularını pırıldatıyordu. Küçük bir balıkçı teknesinin elleri halat…