SAS / Bağdat Mahkumları / Gerard De Villiers

4 Eylül 2017

Bağdat MahkumlarıBağdat Mahkumları

Bağdat Mahkumları’ndan…

“Cemal’in kendini feda etmesi bir işe yaramamıştı!

Malko darağacına yürürken arkadaşı gibi vakur olmaya çalıştı. Titremesi geçmişti. Farkında olmadan kendini darağacının dibinde buldu. İp iki metre yukarda sallanıyordu.

Birkaç saniyelik ömrü kalmıştı.

Malko çenelerini sıkmaya başlayarak dişlerinin arasındaki siyanür hapını kırmaya karar verdi. Iraklılara kendisini asma zevkini tattırmayacaktı.”

CIA’nin, Irak’ta ABD hesabına casusluk yapma suçuyla tutuklanan adamını kurtarmak için yaptığı girişimler sonuçsuz kalınca, adamı ülkeden kaçırma görevi Malko’ya verilir. Ne var ki Şirket, hiçbir yardım garantisinde bulunmamaktadır. Malko bu işte tek basınadır. Bir başka deyişle görevi başarması için bir mucize gerekmektedir

Malko güneşten kamaşan gözlerini kırpıştırdı ve bir an durdu. Omzunda Çekoslovak malı bir makineli tüfek bulunan nöbetçi sert bir hareketle iterek onu diğer mahkűmların bulunduğu kafeslerden birine itti. Kafesler, hayvanat bahçelerinde vahşi hayvanların kapatıldıkları türdendi, iki kafeste toplam on iki mahkűm bulunuyordu ve Bağdat’ın yirmi beş kilometre güneyindeki Bakuba hapishanesinin avlusunda bir köşeye yerleştirilmişti.

Saat sabahın altı buçuğuydu. İdam edilecek bu on iki mahkűm, sanki hiçbir şey yokmuş gibi yarım saat önce kaldırılmışlardı. Ama idam haberi hapishanede bulunan siyasi diğer dört. Yüz mahkűm arasında hemen yayılmıştı. Iraklı askerler Malko ile diğer idamlıkları koridordan geçirirken hapishanede büyük bir gürültü çıkmıştı. Mahkűmlar ellerine geçirdikleri sert cisimleri demir parmaklıklara vurmuş, avazları çıktığı kadar bağırmışlardı.

Sesleri, güneşli avluda bekleyen idamlıkların bulunduğu yere kadar geliyordu. Yarım saattir aralıksız gürültü yapıyorlardı, idamlıklar elleri arkalarına bağlanmış bir durumda, güneşin altında ayakta bekliyorlardı. Malko, dostu Cemal ve diğer üç Iraklı ile aynı kafesteydi.

Malko başını kaldırdı ve darağacına bakarak heyecanını bastırmaya çalıştı. Kalın kerestelerden oluşan bu tuhaf biçim onu hayli ürkütüyordu. İngilizlerden kalma bir ölüm şekli!

Darağacı, bir buçuk metre yükseklikteki bir set üzerindeydi ve avlunun tam ortasına kurulmuştu.

Aylardan şubat olmasına rağmen güneş hayli yakıcıydı. Malko bakışlarını mavi göğe çevirdi. Bu yüksek duvarlar arasında dış dünyadan görebildiği tek şey buydu. Bakuba hapishanesi…

indir

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: