Fahrenheit 451 / Ray Bradbury

10 Eylül 2017

Fahrenheit 451Fahrenheit 451

Fahrenheit 451’den…

YAKMAK, zevkli bir şeydi. Bazı şeylerin yitip gitmesini, kararıp değişmesini görmek apayrı zevk veriyordu. Avuçlarında tuttuğu, zehirli piton yılanına benzeyen hortumla dünyaya gaz püskürtürken kanının beyninde, damarlarında zonkladığını duyuyordu. Eskinin karbon ve paçavra kalıntılarını yakıp yok ederken elleri, alevlerden oluşan senfonileri yöneten üstün becerili bir orkestra şefininkileri andırıyordu.

Duygusuz, heyecansız kafasında 451 numaralı sembolik başlığı, gözlerinde turuncu alevler vardı. Sonradan neler olacağını düşündü, elindeki tutuşturucuya vurdu. Ev kocaman alevlerin içinde yok olup giderken gökyüzünü kızıl, sarı ve kapkara renklerle yakıyordu sanki. Bir küme ateş böceğinin ortasında yürüdü. Güvercinler gibi uçuşan yanık kitap yaprakları sundurmada ve çimenin üzerinde ölgünleşirken, o anda, her şeyden çok, eski öyküdeki gibi sosisleri sopaya geçirip şömine ateşine tutmayı arzuladı. Montag, alevlerden haykırıp kaçan herkesin yaptığı gibi hırslı hırslı sırıttı.

Biliyordu, itfaiye merkezine döndüğünde yanık mantar gibi, zenciye dönmüş suratıyla aynaya bakıp kendine göz kırpacaktı. Daha sonra ise, uykuya dalarken, karanlıkta, o alev alev gülümsemeyi hâlâ yüz kaslarında duyacaktı.

O gülümseme ki, hiçbir zaman silinmeyecek, anımsadığı sürece asla ve asla yok olmayacaktı.

Kara böcek rengi başlığını çıkarıp astı ve parlattı. Yanmaz ceketini de çıkarıp özenle askıya taktı. Bir güzel duş aldı. Sonra, elleri ceplerinde, ıslık çalarak, itfaiye merkezinin üst katında yürüdü, delikten aşağı atladı. Son anda, ellerini ceplerinden çıkarttı, delikteki direğe tutundu. Elleri direkte cızırtı çıkararak hızını kesti ve alt katın beton zeminine, topuklarının değmesine birkaç santim kala durdu.

İtfaiye binasından çıktı. Geceyarısı olmuştu. Metroya doğru yürüdü. Havalı tren, yağlı rayların üzerinde, tünelinde sessizce kayıp gitti. Banliyöye gelince inen Montag, trenin bıraktığı sıcak havayla birlikte duvarları fildişi rengi fayanslı, yürüyen merdivenlere tırmandı.

Islık çalıyordu. Yürüyen merdiven onu durgun geceye bıraktı. Köşeye doğru yürüdü. Pek belirli bir şey düşünmüyordu. Her nedense, tam köşeye varmak üzereydi ki, yavaşladı. Sanki bir yerlerden bir esinti gelmişti, birisi sanki ona seslenmişti.

Son birkaç gecedir, yıldızların ışığında evine doğru giderken, bu

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: