Albaya Mektup Yazan Kimse Yok / Gabriel Garcia Marquez

11 Eylül 2017

Albaya Mektup Yazan Kimse YokAlbaya Mektup Yazan Kimse Yok

Albaya Mektup Yazan Kimse Yok’tan…

Albay kahve tenekesinin tepesini kaldırdı ve yalnızca bir küçük kaşık kahve kalmış olduğunu gördü. Kabı ateşten indirip suyun yarısını toprak zemine döktü ve çekilmiş kahvenin son zerreleri de pas kırıntılarıyla karışıp kaba dökülene kadar tenekenin içini bir bıçakla kazıdı.

Masum ve inançlı bir tavırla taş ocağın yanında oturup kahvenin kaynamasını beklerken, bağırsaklarında mantar ve zehirli zambakların kök saldığı duygusuna kapıldı. Aylardan ekimdi. Kendisi gibi buna benzer pek çok sabahı atlatabilmiş biri için bile geçirmesi zor bir sabahtı. Nerdeyse altmış yıldır son iç savaş bittiğinden beri beklemekten başka hiçbir şey yapmamıştı albay.

Gelen birkaç şeyden biri de ekimdi.

Kahveyle yatak odasına girdiğini gören karısı cibinliği kaldırdı. Bir gece önce bir astım nöbetine tutulmuştu ve şimdi uykulu bir hali vardı. Ama fincanı almak için doğruldu.

“Ya sen?”

“Ben içtim,” diye yalan söyledi albay. “Koca bir kaşık daha vardı.”

O sırada çanlar çalmaya başladı. Albay cenazeyi unutmuştu. Karısı kahvesini içerken o da hamağın bir ucunu kancadan çıkarıp kapının arkasındaki öbür uca doğru sardı. Kadın ölen adamı düşündü.

“1922’de doğmuştu,” dedi. “Oğlumuzdan tam bir ay sonra. 7 Nisan’da.”

Hışırtılı soluklar arasında kahvesini yudumlamayı sürdürüyordu.

Kavisli, katı belkemiğinin üstünde bir tutam beyazlıktan ibaretti. Sıkıntılı soluması sorularını kesin cümlelere dönüştürmesine neden oluyordu.

Kahvesini bitirdiğinde hala ölen adamı düşünüyordu.

“Ekimde gömülmek korkunç olmalı,” dedi, Ama kocası ilgilenmedi.

Pencereyi açtı. Ekim avluya girmişti. Yeşilin keskin tonlarıyla fışkıran bitkilere, solucanların çamurda yaptığı tepeciklere dikkatle bakarken, albay uğursuz ayı yine hissetti bağırsaklarında.

“Rutubet iliklerime işledi,” dedi.

“Kış geldi,” diye yanıtladı kadın. “Yağmurlar başladığından beri çorapla yatmanı söylüyorum sana.”

“Bir haftadır öyle yatıyorum zaten.”

Yağmur hafif hafif ama hiç durmaksızın yağıyordu. Albay yün bir battaniyeye sarınıp hamağa dönmeyi tercih ederdi. Ama çatlak çanların ısrarı ona cenazeyi anımsatıyordu. “Ekim geldi,” diye fısıldadı ve odanın ortasına doğru yürüdü. Karyolanın ayağına bağlanmış horozu ancak o

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: