Koloni / Jean-Christophe Grange

13 Eylül 2017

KoloniKoloni

Koloni’den…

Çığlık orgun içinde hapsolmuştu.

Org borularında çınlıyordu. Kilisenin her yerinde yankılanıyordu. Güçsüz. Boğuk. Hırıltılı. Lionel Kasdan birkaç adım ilerledi ve yanan mumların yanında durdu. Koroyerine, mermer sütunlara, koyu frambuaz renkli deri taklidi kumaşla kaplanmış sandalyelere göz gezdirdi.

Sarkis, “Yukarıda, orgun yanında” demişti. Kendi ekseni etrafında döndü ve üst balkona çıkan taş basamaklı sarmal merdivene yöneldi. Saint-Jean-Baptiste’teki orgun bir özelliği vardı; bir füzeatar bataryası gibi boruları tam ortadaydı, ama klavyesi, sağda tamamen ayrı bir yerdeydi ve kasayla dik açı oluşturuyordu. Kasdan mavi taş korkuluk boyunca uzanan kırmızı halıda ilerledi.

Ceset klavye ile boruların arasına sıkışmıştı.

Yüzükoyun yatıyordu, sanki sürünüyormuş gibi sağ bacağı kıvrılmış, elleri kasılmıştı. Başını koyu renkli bir gölcük çevreliyordu. Çevresine partisyonlar ve dua kitapları saçılmıştı. Kasdan, gayriihtiyari saatine baktı: 16:22.

Bir an, bu ölüyü, bu dinginliği kıskandı. Yaşla birlikte insanın ölüm karşısındaki kaçınılmaz huzursuzluğunun, endişesinin artacağına inanmıştı. Ama tam tersi olmuştu. Geçen her yıl, ölümün cazibesine biraz daha kapılmıştı.

Nihayetinde, huzur.

İçindeki iblislerin suskunluğu.

Burada şiddet yaşandığına dair kan dışında bir iz yoktu. Adam kalp krizinden ölmüş ve düşerken kafasını vurmuş olabilirdi. Kasdan bir dizini yere koydu. Cesedin yüzü görünmüyordu, kolunun altında kalmıştı. Hayır bu bir cinayetti.Bunu hissedebiliyordu.

Kurbanın dirseği orgun pedalına dayanmıştı. Kasdan bu enstrümanın mekanizması hakkında hiçbir şey bilmese de pedala basıldığında kurşun ve bakır boruların açılmasının çığlığı daha da şiddetlendirdiğini tahmin edebiliyordu. Adam nasıl ölmüştü? Neden ulur gibi bağırmıştı?

Kasdan doğruldu ve telefonuna sarıldı. Ezberden birkaç numara tuşladı. Her seferinde sesini tanıdılar. Her seferinde ona “OK” diye cevap verdiler. Damarlarındaki kanın ısındığını hissetti. Demek ki ölmemişti. Yani tam anlamıyla.

Bir öğleden sonra, vakit geçirmek için Quartier Latin’deki Sanat ve Deneme Stüdyoları’nda seyrettiği şu siyah beyaz filmlerden biri, Alfred Hitchcock’un Gizli Ajan filmi aklına geldi. İki casus, küçük bir İsviçre kilisesinde, orgun klavyesinin önüne oturmuş, parmakları uyumsuz notalar üzerinde kaskatı kesilmiş bir ceset buluyordu.

Korkuluğa

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: