Leyleklerin Uçuşu / Jean-Christophe Grange

14 Eylül 2017

Leyleklerin UçuşuLeyleklerin Uçuşu

Leyleklerin Uçuşu’ndan…

Büyük yolculuk öncesi, Max Böhm’e onu son bir kez ziyaret edeceğime söz vermiştim.

O gün, Güneybatı İsviçre’nin üzeri, fırtına bulutlarıyla kaplıydı. Gökyüzü, içinden yarısaydam parıltıların çıktığı siyah ve mavimsi derinlikler açıyordu. Her yandan sıcak bir yel esiyordu. Kiralık arabamın direksiyonunda, Leman Gölü boyunca ilerliyordum. Montreux dönemecin sonunda, elektrikli havadan puslanmış gibi göründü. Gölün suları kaynıyor, turizm mevsimi olmasına rağmen oteller meşum bir sessizliğe mahkûm gibi duruyordu. Kent merkezine varınca yavaşladım, kıvrıla kıvrıla tepeye giden dar sokaklardan birine saptım.

Max Böhm’ün dağ evine vardığımda, hava neredeyse kararmıştı. Saatime baktım; beşti. Zili çalıp bekledim. Cevap yok. Bir daha çalıp kulak kabarttım. İçeride hiçbir hareket yoktu. Evin çevresini dolandım; ne bir ışık ne de açık bir pencere vardı. Bu çok tuhaftı. İlk ziyaretimden aklımda kalanlara göre, Böhm dakik denilebilecek insanlardandı. Arabama dönüp beklemeye koyuldum. Göğün derinliklerinde boğuk gürlemeler yankılanıyordu. Otomobilimin üstünü kapattım. Saat beş buçuk olduğunda, adam hâlâ gelmemişti. Kafeslerini ziyaret etmeye karar verdim. Kuşbilimci belki de yavrularının yemini vermeye gitmişti.

Bulle kenti üzerinden Almanca konuşulan kesime geçtim. Yağmur hâlâ kararsızdı, ama rüzgâr şiddetini artırıyor, tekerleklerimin ardından toz bulutları kaldırıyordu. Bir saat kadar sonra Wessembach’a, etrafı çitlerle çevrili tarlalara vardım. Motoru susturdum, ekili toprakların üzerinden kafeslere doğru yürüdüm.

Tellerin ardında leylekleri gördüm. Portakal renkli gagalar, siyah beyaz tüyler, keskin bakışlar. Sabırsız görünüyorlardı. Öfkeyle kanat çırpıyor, gaga tokuşturuyorlardı. Kuşkusuz yaklaşan fırtına, belki de göç güdüsü. İşte o zaman Böhm’ün sözlerini hatırladım: “Leylekler içgüdüsel olarak göçerler. Yolculuklarının başlangıcı iklim ya da beslenme koşullarındaki bir değişikliğe değil, içlerindeki saate dayanır. Günlerden bir gün, hareket zamanı gelir, hepsi bu.” Ağustosun sonlarındaydık, anlaşılan leylekler o esrarlı işareti almışlardı. Biraz daha ötedeki otlaklarda başka leylekler rüzgârda sarsılıyor, gidip geliyorlardı. Havalanmaya çalışıyorlardı, ama Böhm onları “yolmuş”, dengelerini bozup havalanmalarını önlemek amacıyla kanatlarından birinin son boğumundaki tüyleri koparmıştı. Anlaşılan bu “doğa dostunun” dünya düzeni konusunda oldukça değişik

indir

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: