Morel’in Buluşu / Adolfo Bioy Casares

21 Eylül 2017

Morel'in BuluşuMorel’in Buluşu

Morel’in Buluşu’ndan…

Bugün, bu adada bir mucize gerçekleşti. Yaz erkenden geldi. Yatağımı havuzun kenarına yaptım ve çok geç saatlere kadar suda kaldım. Uyumak olanaksızdı. Havuzun kenarında geçirdiğim iki-üç dakika, korkunç boğucu havaya karşı beni koruması gereken suyun tere dönüşmesine yetiyordu. Sabaha karşı bir fonograf beni uyandırdı. Eşyaları almak için müzeye dönmeye zamanım olmadı. Dere yataklarından kaçtım. Şimdi, kaçışımı anlamsız bir biçimde çabuklaştırdığımı düşünerek, belime kadar gelen ırmak ya da deniz suyunun içinde, sineklerden deliye dönmüş bir halde, güneyin alçak topraklarındayım. Bu insanların beni aramaya geldiklerini sanmıyorum; hatta beni görmemiş bile olabilirler. Ama yazgımın azizliği: Her şeyden yoksun, denizin haftada bir kez kapladığı bataklıklarda, adanın en oturulmaz, en dar yerinde sıkışıp kaldım.

Bu satırları, sevimsiz mucizeye tanıklık edecek bir şeyler bırakmak için yazıyorum. Şu birkaç gün içinde boğulup gitmezsem, ya da özgürlüğüm için savaşırken ölmezsem, Sağ Kalanlar Önünde Savunma’yı ve Malthus’a Övgü’yü yazmayı umut ediyorum. Bu sayfalarda, ormanları ve çölleri sömürenlere saldıracağım; polis teşkilatının, fişlerin, gazeteciliğin, telsizin ve gümrüklerin kusursuzlaşmasıyla adaletin hatalarının düzeltilemez kılındığını, bu dünyanın ezilenler için çıkışı olmayan bir cehennem olduğunu göstereceğim. Daha dün, aklımın ucundan bile geçmeyen bir sayfa dışında, hiçbir şey yazamadım. Issız bir adada, ne büyük uğraş! Ormanın sertliği ne denli amansız! Uzay, bir kuşun uçabileceğinden ne kadar büyük!

Bana buraya gelme fikrini Kalküta’da halı satan bir İtalyan verdi. Şöyle dedi bana (kendi dilinde):

– Ezilen biri için, sizin için, dünyada tek bir yer var, ama orda yaşanmaz. Bir ada bu. 1924’e doğru birtakım Beyazlar orada bir kilise, bir havuz, bir müze yapmaya giriştiler. İnşaat bitince de bırakıp gittiler.

Yolculuk için yardımını isteyerek sözünü kestim; tüccar sözüne devam etti:

– Ne Çinli korsanlar, ne de Rockefeller Enstitüsü’nün beyaz boyalı gemileri oraya yanaşabilir. Bu ada, gizemi hâlâ bilinmeyen, dıştan içe doğru öldüren bir hastalığın barındığı bir yer. İnsanın önce tırnakları, saçları dökülüyor, sonra derisi ve

indir

5 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: