İnsanın Bir Dakikası / Stanislaw Lem

29 Eylül 2017

İnsanın Bir Dakikasıİnsanın Bir Dakikası

İnsanın Bir Dakikası ‘ndan…

Bu kitap, dünyadaki tüm insanların, bir dakikalık süre içinde aynı anda ne yaptıklarından söz etmektedir. Giriş, işte böyle başlıyor. Bu fikrin daha önce kimsenin aklına gelmemiş olması şaşırtıcı. İlk Üç Dakika, Guinness Rekorlar Kitabı, Kozmoloğun Bir Anı gibi kitaplardan sonra bu kitabın yazılması artık farz olmuştu; özellikle de adı geçenler, çok satılanlar arasına girdikten sonra. (Günümüzde, kimsenin edinmek zorunda olmadığı, ama herkesin öyle ya da böyle satın aldığı kitaplar kadar yayımcı ve yazarları heyecanlandıran bir şey yoktur.) Bu kitapları gördükten sonra yazılacak kitap kafamda canlanmıştı. Fikir oradaydı, sadece yazılmayı bekliyordu. Bu arada şu “J. Johnson ve S. Johnson”ın bir kan koca mı, iki kardeş mi, yoksa bir takma ad mı olduğunu bilmek ilginç olurdu. Hatta ben onların bir fotoğrafını da görmek isterdim. Nedenini açıklamak güç; ancak, yazarın görüntüsü kimi zaman kitabı anlamak için bir anahtar oluşturabilir. En azından ben, böyle bir durumla birkaç kez karşı laşmıştım. Sözgelimi, bir metin alışıldık, geleneksel çizgide değilse, okuma işi özel bir yaklaşım gerektirir. Yazarın yüzü de böyle bir durumda pek çok şeye ışık tutabilir. Bununla beraber benim tahminlerime göre Johnsonlar diye birileri yok; ikinci Johnson’ın önündeki ‘S’ harfi de Samuel Johnson’a bir gönderme. Her neyse, bunun da belki önemi yok.

Herkesin bildiği üzere, yayımcıları bir kitabın yayımlanması kadar korkutan bir şey yoktur. Çünkü genelde var olan zamansızlığa, ihtiyaç ötesi kitap bolluğuna ve reklamcılığın kusursuzluğuna bağlı olarak Lem yasası şöyle der: “Kimse okumuyor, okusa da anlamıyor, anlasa bile unutuveriyor.” Yeni Ütopya olarak reklam, günümüzde el üstünde tutulmaktadır. (Tabii biz kamuoyu araştırmalarının yalancısıyız.) Her gün korkunç ve sıkıcı şeyler izleriz televizyonlarımızda. Birbirine hırlayan politikacıların, dünyanın dört bir bucağında türlü nedenlerle ölmüş insanların kanlı cesetlerinin, kimsenin ne olup bittiğini anlamadığı (çünkü yalnız okuduklarımızı değil, seyrettiklerimizi de unuturuz) bitmek bilmeyen dizilerin ardından, reklamlar imdadımıza yetişerek içimize biraz olsun su serper. Cennet diye

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: