Solaris / Stanislaw Lem

30 Eylül 2017

SolarisSolaris

Solaris’ten…

Gemi saatiyle 19.00’da Prometheus’un fırlatma bölmesine gittim. Başlığın çevresindekiler yana çekilerek yol verdi, kollarımdan güç alarak kendimi aşağıya, kapsüle bıraktım.

Daracık yolcu bölmesinde kıpırdayacak yer yoktu. Uzay giysimin üstündeki musluğa hortumu yerleştirdim, giysim şişiverdi. Artık hiç kımıldayamaz durumdaydım. Şişme giysime gömülmüş, geminin madeni gövdesine boynumdan bağlı, ayaktaydım sözde. Aslında oracığa asılıydım.

Gözlerimi yukarı kaldırdım. Saydam gölgeliğin ötesinde görebildiğim, pürüzsüz, perdahlanmış bir duvar ve daha yukarıda da Moddard’ın bana doğru eğilen başıydı. Moddard yok oldu, birden karanlığa gömüldüm: Ağır koruyucu kapak yerine oturmuştu. Vidaları çeviren elektrik motorlarının vınlayışı sekiz kez yinelendi, ardından amortisörlerin tıslaması geldi. Gözlerim karanlığa alıştıkça, tümüyle otomatik kumandalı araçtaki biricik kadranın ışıltılı yuvarlağını seçebiliyordum.

Kulaklarımdaki alıcıda bir ses yankılandı:

‘Hazır mısın Kelvin?’

‘Hazırım Moddard,’ diye yanıtladım.

‘Hiçbir şeye kafanı takma. istasyon seni uçuş halindeyken kapıp indirecek İyi yolculuklar!

Bir gıcırtı geldi, kapsül sallandı. İstemeden kaslarım gerildi, ama başka ne ses çıktı ne de bir hareket oldu.

‘Kalkış ne zaman?’ Sözcükleri sıraladığım anda ince kum serpilişıne benzer bir hışmı sezdim.

‘Yola çıktın bile Kelvin. Bol şans!’ Modelard’ın sesi deminki gibi yakındı.

Gözümün hizasında geniş bir yarık açıldı. Yıldızları görebiliyordum. Prometheus’un yörüngesi Saka takımyıldızının Alfa bölgesindeydi. Bunu düşünüp yönümü saptamak için boşuna kafa yordum, parıltılı bir toz bulutu penceremi kaplamıştı. Tek yıldız grubunu tanıdığım yoktu. Galaksinin bu bölümünde gök bana büsbütün yabancıydı. Belirgin ilk yıldızın yanından geçeceğim anı kolladım, ama hiçbirini diğerlerinden ayıramıyorduın. Parlaklıkları da azalıyordu. Ağır ağır uzaklaşıyorlar, bulanık, pembemsi bir ışık kümesi içinde eriyorlardı. Şimdiden katettiğim yolun tek göstergesiydi bu. Şişme zarfa tıkılmış bedenim kaskatı, hiç kımıldamadan boşlukta dikiliyormuşum duygusuyla, uzayı yarıp geçiyordum. Beni tek oyalayan durmadan yükselen sıcaklıktı.

Ansızın çelik bir kesicinin ıslak cama sürtünüşü gibi tiz, iç tırmalayıcı bir ses geldi. Evet, iniş başlamıştı. Kadranda birbirini kovalayan rakamları görmesem yön değişikliğini algılamazdım bile. Yıldızlar çoktan kaybolmuş, bakışım sonsuzluğun soluk kızılımsı parıltısında yitip gitmişti. Yüreğimin

indir

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: