Foucault Sarkacı / Umberto Eco

3 Ekim 2017

Foucault SarkacıFoucault Sarkacı

Foucault Sarkacı’ndan…

Sarkaç’ı o zaman gördüm.

Küre, koro yerinin tonozuna tutturulmuş uzun bir telin ucunda, devingen, eşzamanlı bir görkemle geniş salınımlar çiziyordu.

Dönümü, telin uzunluğunun karekökü ile yeryüzü zihinleri için usdışı da olsa, tanrısal usla, tüm olası dairelerin çemberleriyle çaplarını zorunlu olarak birbirine bağlayan n sayısı arasındaki ilişkinin belirlediğini biliyordum -bu dingin soluğun büyüsü içinde kim olsa sezinlerdi bunu- böylece, kürenin bir kutuptan ötekine salınma süresi, zamandan bağımsız ölçüler arasında gizemli bir el-birliğinin sonucudur: asılma noktasının birliği, soyut bir boyutun ikiliği, n sayısının üçlü niteliği, kökün gizli dörtgeni, dairenin kusursuzluğu arasında.

Asılma noktasının düşeyi üzerinde, tabanda, çekimi kürenin içinde gizli bir silindire ileten manyetik bir düzenin, devinimin sürekliliğini sağladığını da biliyordum: maddenin direncine karşı koyan, ama Sarkaç Yasasına ters düşmeyen, tersine, bu yasanın kendini ortaya koymasına izin veren bir düzen; çünkü, boşlukta, genleşmeyen, ağırlıktan yoksun bir telin ucuna asılı, havanın direnciyle karşılaşmayacak, asılma noktasıyla da sürtüşmeyecek, ağırlığı olan herhangi bir maddi nokta sonsuza dek düzenli olarak salınırdı.

Bakır küre, üstüne vitraylı pencerelerden giren son güneş ışınları düştüğünden, çevreye yanar döner soluk yansımalar yayıyordu. Kürenin ucu, eskiden olduğu gibi, koro yerinin döşemesi üstüne yayılmış nemli bir kum tabakasına teğet geçseydi, her salınımda yerde hafif bir iz bırakacak, bu iz de her an belli belirsiz yön değiştireceğinden, bir yarık, bir oluk biçiminde gittikçe genişleyecek, bir yıldızbakışını tasarlamamıza olanak verecekti – tıpkı bir mandala taslağı, bir beş köşeli yıldızın görünmez yapısı, bir yıldız, bir gizemli gül gibi. Hayır, daha çok bir çölün enginliğinde sayısız kervanların bıraktığı izlerin masalı. Binlerce yıllık ağır göçlerin öyküsü; Atlantis’liler, Mu kıtasından çıkıp, Tasmanya’dan Grönland’a, Oğlak Burcu’ndan Yengeç Burcu’na, Prens Edward Adasından Swalbard’a dek, belki de böyle, inatçı bir biçimde başıboş dolaşmışlardı. Kürenin ucu, çok daraltılmış bir zaman içinde, onların bir buzul çağından ötekine dek yapmış oldukları, belki de Üstat’ların ulaklarının hâlâ yapmakta oldukları şeyi yineliyor, bir kez

 indir

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir