Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı / Carl Sagan

8 Ekim 2017

Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum IşığıKaranlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı

Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı’ndan…

Tokalaşmak üzere elini uzattı. “İsmim William F. Buckley.” (Karşımda duran adam gerçek William F. Buckley değildi, yalnızca kavgacılığıyla ünlü televizyon programı sunucusu ile aynı ismi taşıyordu. Eminim bu yüzden insanlardan saka yollu küfür de işitmiştir.)

Uzun sürecek yolculuğumuza başlamak üzere arabaya bindiğimizde, bana “şu bilim adamı” olmama çok sevindiğini, bilim hakkında soracak çok sorusu olduğunu söyledi. Sormasında bir sakınca var mıydı?

Hayır, yoktu. Elbette sorabilirdi.

Böylece konuşmaya başladık. Ancak, sonradan anlaşıldığı gibi, bilim üzerine değil. San Antonio yakınlarında bir hava üssünde çözülmeye bırakılmış donmuş uzaylılardan, ölü insanların aklından neler geçtiğini öğrenmek için “dünya dışı bağlantı kurmak”tan, kristallerden, Nostradamus’un keha-netlerinden, yıldız falından, Turin’deki kefenden ve benzeri konulardan konuşmak İsliyordu. Bu ipe sapa gelmez öykülerin her birine büyük bir hevesle başlıyor, bense her seferinde onu düş kırıklığına uğratmak zorunda kalıyordum:

“Kanıt son derece yetersiz” diyordum. “Çok daha basit bir açıklaması var bu söylediklerinizin.”

Aslında epeyce bir şeyler okumuşluğu vardı. “Batık” Atlantis ve Lemuria kıtalarına ilişkin ortaya alılmış olanlar gibi, bir-çok asılsız savdan haberdardı. Artık yalnızca derin deniz ışıklı balıkları ve Norveç deniz canavarının uğrak yeri olan, bir zamanlar büyük uygarlıkları süslemiş sütun ve minare kalıntılarını su yüzüne çıkarmak için yapılacak dalış programlarını coşkuyla, anlatıyordu. Okyanusta birçok gizin saklı olduğunu ben de kabul ediyorum. Ne var ki, Atlantis ve Lemuria iddialarını destekleyecek ne okyanusbilimsel (oşinografik) ne de jeo-fiziksel bir kanıl olduğunu da gayet iyi biliyorum. Bilimsel gözle bakıldığında, hu iki uygarlığın asla var olmadığı açıkça ortada. Hoşuna gitmese de ona bunları söylemek zorundaydım ve öyle de yaptım.

Yağmurlu havada sileceklerin hiç susmayan sesi eşliğinde yolumuza devam ederken, sürücünün yüzünün gitgide asıldığını görüyordum. Ben aslında hatalı bir öğretiyi yalanlamakla kalmıyor, onun iç dünyasının değerli bir yanına da gölge düşürüyordum.

Oysa ki gerçek bilim de aynı derecede heyecan verici, gizemli ve üstelik çok

indir

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: