Atlas Silkindi / Ayn Rand

16 Ekim 2017

Atlas SilkindiAtlas Silkindi

Atlas Silkindi’den…

Suratı olmayan gölgeye on senti uzatarak, “Git al kahveni,” dedi.

“Sağ olun, bayım.” İlgilenmeyen bir ses. Surat bir an için öne eğildi. Rüzgar yanığı, yorgunluk çizgileriyle dolu, alaycı bir teslimiyet ifadesi. Bakışları zekiceydi.

Eddie Willers yürürken, günün bu saatlerinde neden hep böyle sebepsiz yere tedirgin ve ürktüğünü merak ediyordu. Hayır, dedi, ürkmek değil bu, korkacak hiçbir şey yok. Yalnızca kocaman, yaygınlaşmış bir beklenti var, ama bunun kaynağı ya da içeriği yok. Alışmıştı bu duyguya. Yine de, bir açıklama bulamıyordu. Oysa serseri, Eddie’nin neler hissettiğini biliyormuş gibi konuşmuştu. Böyle hissetmesi gerektiğini biliyormuş, üstelik bunun sebebini de biliyormuş gibi.

Eddie Willers disiplinli bir hareketle omuzlarını dikleştirdi. Vazgeçmeliyim bundan, diye düşündü. Hayallere kapılıyordu. Bu duygu baştan beri mi vardı? Otuziki yaşına gelmişti. Eski günleri düşünmeye çalıştı. Hayır, yoktu eskiden böyle bir duygu. Ne zaman başladığını hatırlayamıyordu. Birdenbire başlıyordu o duygu. Rastgele aralıklarla. Artık daha da sıklaşmaya başlamıştı. Alaca karanlık, diye düşündü. Nefret ediyorum alaca karanlıktan.

Bulutlar ve tam önlerindeki gökdelen silüetleri kahverengine dönüşmekteydi. Eskimiş bir yağlıboya tablo gibi. Rengi solmaya yüz tutmuş bir şaheser gibi. Doruklardan aşağıya duvarlar boyunca uzun çizgiler hâlinde kir sızıp duruyordu. Bu kulelerden birinin yan tarafında, hareketsiz bir yıldırımı hatırlatan bir çatlak vardı. Damların tepesiyle gökyüzünü kesip ayıran zikzaklı, yarım bir mızrak gibi bir çizgi oluşmaktaydı. Bir yanı hâlâ gurubun parıltısını yansıtıyordu. Diğer yanından altın boyalar çoktan soyulmuştu. Rengi ateşin yansıması gibi kırmızı ve sakindi. Yanmakta olan bir ateş değil, ölmekte olan bir ateş…Canlandırmak için yapılacak hiçbir şeyin olmadığı bir ateş.

Hayır, diye düşündü Eddie Willers. Gökyüzünün görünüşünde kaygılanacak hiçbir şey yoktu. Yine her zamanki gibi görünüyordu.

Yürürken kendine, ofise dönmekte geç kaldığını hatırlatıyordu. Dönünce yapması gereken görev hoşuna gitmiyordu, ama bunun yapılması şarttı. Bu yüzden oyalanmaya çalışmadı. Daha hızlı yürümek için kendini zorladı.

Bir köşeyi döndü. İki binanın karanlık siluetleri arasında, gökyüzünde asılı duran

indir

 

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: