Vampirle Görüşme / Anne Rice

17 Ekim 2017

Vampirle GörüşmeVampirle Görüşme

Vampirle Görüşme’den…

“Anlıyorum…” dedi vampir düşünceli bir tavırla; yavaşça odanın karşısındaki pencereye yürüdü. Uzun süre orada durdu, Divisadero Sokağı’nın solgun ışığı, gelip geçen arabaların farları cama vuruyordu. Oğlan odadaki eşyaları, yuvarlak meşe masayı, sandalyeleri daha iyi görebiliyordu şimdi. Duvarların birinde bir lavabo ve ayna vardı. Oğlan çantasını masaya bırakıp bekledi.

“Peki, yanında ne kadar bant var?” diye sordu vampir dönerek, oğlan şimdi profilden görebiliyordu onu. “Bir hayat hikâyesine yetecek kadar var mı?”

“Tabii, eğer iyi bir hayatsa. Bazen şansım açık olunca bir gecede üç-dört konuşma yapıyorum. Ama iyi bir hikâye olması şartıyla. Bu anlaşılır, değil mi?”

“Fevkalade anlaşılır,” dedi vampir. “Sana hayat hikâyemi anlatacağım öyleyse. Büyük bir zevkle anlatacağım.”.

“Harika,” dedi oğlan. Çantasından küçük teybini çıkardı hemen, kaseti ve pilleri kontrol etti. “Merakla bekliyorum, niye inanıyorsunuz buna, niye…”

“Hayır,” dedi vampir birden. “Bu şekilde başlayamayız. Aletlerin hazır mı?”

“Evet,” dedi oğlan.

“Otur öyleyse. Şu ışığı yakayım.”

“Ama vampirler ışıktan hoşlanmaz diye bilirdim,” dedi oğlan. “Sizce karanlık olması atmosfer açısından daha iyiyse…” Ama sustu birden. Vampir sırtını pencereye dönmüş onu seyrediyordu. Oğlan yüzünü hiç seçemiyordu şimdi; kıpırtısız beden nedense dikkatini dağıtıyordu. Bir şey söyleyecekmiş gibi oldu, ama söylemedi. Vampir masaya yaklaşıp lambanın ipine uzanınca rahat bir nefes aldı.

Çiğ, sarı bir ışık bir anda bütün odayı doldurdu. Başını kaldırıp vampire bakan oğlanın korkudan soluğu kesildi. Parmakları geriye kayıp masanın kenarına kenetlendi. “Aman Tanrım!” diye fısıldadı ve soluğunu tutarak vampire bakmaya devam etti.

Vampir bembeyaz ve pürüzsüzdü, ağartılmış kemikten bir heykel gibi, yüzü de görünürde bir heykel kadar cansızdı; bir kurukafanın içinden çıkan alevler gibi oğlana dikilen iki parlak yeşil göz hariç. Ama sonra vampir neredeyse hüzünle gülümsedi, yüzünün düz beyaz dokusu, bir çizgi filmin sonsuz esnek ama son derece küçük hareketleriyle oynadı. “Görüyor musun?” diye sordu yavaşça.

Oğlan ürpererek şiddetli bir ışıktan korunmak ister gibi elini kaldırdı. Bakışları, barda

indir

Bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir