Meleklerin Gazabı / Wilbur Smith

15 Kasım 2017

Meleklerin GazabıMeleklerin Gazabı

Meleklerin Gazabı’ndan…

Hotanto başındaki eski asker kasketini çıkartıp kafatasını kaplayan kıvırcık beyaz saçlarını karıştırdı. «Belki de…»

«Belki hepsi de ateşin getirdiği bir düştü,» diye Ralph adamın sözünü kesti.

Babasının yakışıklı yüz hatları birden kasıldı, kaşları çatıldı, yemeğindeki yara izi pembeleşti. Jan Cheroot ise heyecanla sırıtıyordu; bu ikisi bir araya geldiklerinde insan horoz dövüşünde olduğundan daha çok eğlenirdi.

«Sen arabaların yanına gidip kadınlarla otursana!» diye kestirip attı Zuga. Cebinden ince bir zincir çıkartıp oğlunun yüzüne doğru salladı. «İşte, kanıtı burada!»

Zincirin ucunda bir tomar anahtar, bir altın mühür, bir Aziz Christopher madalyonu ve olgun bir üzüm boyunda bir kuvartz parçası sallanıyordu. Taş mavi mermer gibi benekliydi ve ortasında kalın bir parça maden parıldıyordu.

«Saf altın,» dedi Zuga. «Uzat elini topla!» Ralph babasına bakıp kışkırtıcı bir küstahlıkla sırıttı. Sıkılmıştı artık. Haftalarca boşuna dolaşmak onun hareketli yapısına uyan bir şey değildi.

«Ben senin onu Cape Town pazarında bir satıcının önünden yürüttüğünden eminim, üstelik saf altın falan da değil.» Babasının yanağındaki yara izi mosmor kesilince Ralph kahkahadan kendinden geçip Zuga’nın omzunu tuttu.

«Baba, buna gerçekten inanmış olsaydım haftalarımı burada boşu boşuna geçirir miydim hiç? Demiryolu yapımı ve diğer bir sürü iş arasında Johannesburg ya da Kimberley’de olmam gerekirken burada olur muydum?»

Ralph artık alaycı gülmeyi bırakıp Zuga’nın omzunu tutmaya devam etti. «Altın burada… bunu ikimiz de biliyoruz. Belki de şu anda madenin üstündeyiz, ya da maden hemen karşı sırtın ardındadır.»

Zuga’nın yara izi solmaya başladı. «Bütün iş onu bir kere daha bulmak,» diye Ralph sözünü sürdürdü. «Bir saat sonra da bulabiliriz, on yıl sonra da.»

Babayla oğlu seyreden Jan Cheroot hafif bir düş kırıklığına uğramamış değildi. Onları bir kere dövüşürken görmüştü, ama çok zaman önceydi o. Ralph artık otuz yaşına gelmiş, nakliye şirketinde ve inşaat işlerinde çalıştırdığı yüzlerce kaba saba adamı gerek diliyle, gerekse tekme ve yumrukla yola getirmiş olgun bir insandı

indir

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: