Sürek Avı / Wilbur Smith

15 Kasım 2017

Sürek AvıSürek Avı

Sürek Avı’ndan…

Binbaşı Morris ‘Zuga’ Ballantyne o derin, yuvarlak uçurumun kıyısında dikilmişti. Dayanılmaz sıcakta bile boğazına sardığı ipek atkıyı çıkarmıyordu. Atkının ucunu, gömleğinin göğsüne sokuşturmuştu. Yeni yıkanmış, ütülenmiş olmasına karşın gömlek, donuk, kırmızımtırak bir renk almıştı. Bu, Afrika toprağının boyasıydı, o çiğ ete benzeyen kırmızı toprağın, rüzgârdan toz bulutu olup savrulan, yağmur altında yapışkan, kana benzer bir çamura dönüşen o toprağın.

Kırmızı, madenlerin, kazıların rengiydi. Köpeklerin tüylerini, yük hayvanlarını, insanların üstünü başını, saçını sakalını, tenini, çadırlarının bezini boyuyor, her yanı örtüyordu. Ancak Zuga’nın başına dikildiği o derin çukurda kırmızı, yumuşak bir sarıya dönüşmüştü.

Deliğin çapı bir mile yakın, ağzı kusursuz bir daire biçimindeydi. Derinliği ise yer yer altmış metreyi buluyordu. Orada, aşağıda çalışanlar, yukarıdan minicik, böcek gibi belki de örümcek gibi görünüyorlardı, çünkü tam kazının üzerinde gümüşsü bir bulut gibi parlayan ağı, ancak örümcekler örebilirdi.

Zuga şapkasını çıkardı, alnındaki teri silip yeniden giydi. Bu şapka onun sık, kıvırcık, bal rengi saçlarını kavurucu Afrika güneşinden koruyordu. Sakalı güneşten ağarmış, açık altın sarısı rengini almış, yer yer de kır düşmüştü. Teni iyice kararmış, taze pişmiş ekmek kabuğu gibi kavrulmuştu; sadece, yanağında, yıllar önce fil tüfeğinin açtığı yara, porselen beyazıydı.

Uzak ufuklara bakarken güneşte gözlerini kısmaktan gözlerinin altı kırış kırış olmuş, burnundan, yanağına uzanan çizgiler de iyice derinleşmişti. Şimdi, altındaki derin uçurumu seyrediyor, onu buralara dek sürükleyen o çılgın umutları düşündükçe, gözlerinin yeşili koyulaşıyordu. Kaç yıl olmuştu? On mu? Hem bir gün kadar kısa hem de sonsuzluk gibi gelen bir zaman parçası…

Colesberg Tepesi adını ilk, Table Dağının orada kumsala çıktığında duymuştu.

“Colesberg Tepesinde elmas bulmuşlar, üzüm tanesi kadar iri, üzerinde yürünecek olursa adamın kunduralarını aşındıracak denli kalın, sert elmas.”

Bir anda kafasında bir şimşek çakmış, yazgısının onu Colesberg Tepesine götüreceği, içine doğuvermişti. Biliyordu; İngiltere’de, kuzeye doğru atılacağı o çılgın serüveni desteklemek üzere para toplamaya uğraşmakla harcadığı iki yıl, buna yarayacaktı

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: