Bir Serçe Düştü / Wilbur Smith

16 Kasım 2017

Bir Serçe DüştüBir Serçe Düştü

Bir Serçe Düştü’den…

Morarmış çürük rengindeki gökyüzü, Fransız mevzilerinin üzerinde alçalıyor, sonra ürkütücü bir gururla Alman hatları tarafına doğru devrile devrile kayıp gidiyordu.

Tuğgeneral Sean Courtney Fransa’da dört kış geçirmiş olduğundan, tecrübelerine dayanarak artık buranın havasını da kendi yurdu Afrika’deki kadar doğru olarak tahmin edebilmeye başlamıştı.

«Bu gece kar yağacak,» diye homurdandı. Emir subayı Nick van der Heever başını arkaya çevirip generale baktı.

«Hiç şaşmam, efendim.»

Van der Heever ağır yük taşımaktaydı. Her zamanki tüfeğiyle tabancasına ek olarak omzuna bir de bez çanta vurmuştu. Çünkü General Courtney bu akşam İkinci Alayın yemekhanesinde yiyecekti yemeğini. Şu anda İkinci Alayın albayıyla subayları kendilerini bekleyen bu onurun farkında değillerdi henüz. Sean apansız oraya vardığında doğacak paniği ve kargaşayı düşünüp için için güldü. Bez çantadaki malzeme, yaratacağı şokun zayıf bir avuntusuydu. Altı şişe Dimple Haig’le bir tombul kaz vardı çantada.

Aslında Sean resmiyet dışı davranışlarının, yanında kimse olmaksızın apansız ileri hatlarda belirme huyunun emrindeki subayları tedirgin ettiğini biliyordu. Daha bir hafta önce bir binbaşıyla bir yüzbaşının arasında saha telsiziyle yapılan bir konuşmayı rastlantı sonucu dinlemişti.

«Bu koca kurt kendini Boer Savaşında sanıyor. Onu merkezde tutamıyor musunuz biraz?»

«Erkek fili kafese kapamak kolay mı?»

«Bari yola çıktığı zaman bize bir haber uçurun,..»

Sean sırıtarak emir subayının arkasından yürümeyi sürdürdü. Paltosunun etekleri bacaklarına dolanıyordu. Kafasındaki çorba kâsesine benzeyen miğferinin altına bir eşarp sarmıştı. Isınabilmek içindi bütün bunlar. İki adamın ağırlığından siperin tabanına döşeli tahtalar oynuyor, alttaki çamurlar vıcık vıcık sesler çıkarıyordu.

Hattın buraları biraz yabancı yerlerdi. Tugay buraya varalı bir hafta bile olmamıştı. Ama kokuyu tanımamaya olanak yoktu. Toprağın ve çamurun o küflü kokusuna, çürümekte olan et kokularıyla lâğım kokuları karışıyordu. Yanık kordit ve patlayıcı kokuları da caba.

Sean kokladı, tiksinerek yere tükürdü. Bir saate kadar alışacağını, kokuyu farketmez olacağını biliyordu. Ama şu an için gırtlağının cidarlarına bir yağ tabakası gibi yapışmaktaydı koku

indir

 

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: