Fırtına / Wilbur Smith

16 Kasım 2017

FırtınaFırtına

Fırtına’dan…

Sean yüksek sesle hayal kurar gibiydi. «İnsan öküz arabalarıyla bu kadar dolaşmaktan yoruluyor. Sonunda iki gece üst üste aynı yerde uyayabilmeyi özlüyor.»

Mbejane bu sözü tamamladı. «Tarlalarda çalışan karılarının şarkılarını duymak, alacakaranlıkta oğullarının güttüğü sürülerinin çiftliğe dönmelerini seyretmek istiyor insan.»

«İkimiz için de vakit geldi, dostum. Ladyburg’a, eve dönüyoruz.»

Mbejane doğrulup ayağa kalkarken mızrakları tabaklanmamış deri kaplı kalkana vurdu; siyah kadifeyi andıran cildinin altında kasları oynadı. Başını kaldırıp Sean’a bakarak gülümsedi. Sean da buna karşılık verince, başarılı bir yaramazlığa girişmiş iki küçük erkek çocuk gibi birbirlerine sırıttılar.

«Eğer öküzleri zorlarsak Pretoria’ya bu gece erişebiliriz, Nkosi.»

Sean. «Bir deneyelim öyleyse,» diyerek zenciye cesaret verdi. Sonra kervanın karşısına çıkmak için atını bayır aşağı sürdü.

Kervan ağır ağır onlara doğru yaklaşırken, hizmetkârlar başa gitmek üzere hızla yanlarından geçen atlıya bağırarak cesaret verdiler. Binici eyerde öne doğru yatmış dirsekleri ve topuklarıyla midilliye vurarak ilerliyordu. Deri bağları boynuna takılı şapkası arkada sallanıyordu. Hızla ilerlediği için siyah saçları karmakarışık olmuştu.

Mbejane, «Bu yavru aslan babasından daha yüksek sesle kükrüyor,» diye homurdandı ama ön arabaya yetişip midilliyi birden dizginlerinden çeken biniciye bakarken gözlerinde sevgi vardı.

«Ayrıca bindiği her hayvanın ağzını mahvediyor.» Sean’un sesi de Mbejane’ninki kadar sertti, fakat oğlunun eyer kayışından çözdüğü ceylanı arabanın yanına, yere atışını seyrederken gözlerinde aynı sevgi dolu bakış vardı, iki araba sürücüsü ceylanı almak için koştu. Dirk Courtney de midillisini mahmuzlayarak Sean’la Mbejane’in yolun kenarında bekledikleri yere doğru dörtnala geldi.

Dirk midilliyi dizginlerken Sean, «Yalnızca bir tane mi?» diye sordu.

«Yok canım. Üç tane… Üç vuruşta üç tane. Silah taşıyıcılar onları getiriyorlar.» Dokuz yaşında olmasına karşın herkesin yediği eti sağlamayı doğal bulan Dirk, eyere rahatça yerleşmiş bir eliyle dizginleri tutuyordu. Öbür elini de babasını taklit ederek kalçasına dayamıştı.

Sean duyduğu güçlü gururu ve sevgiyi biraz gizlemek için kaşlarını çatarak belli etmeden oğluna baktı. Çocuğun yüzünün güzelliği neredeyse uygunsuz sayılacaktı. O

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: