İnsan Postu / Willi Heinrich

8 Aralık 2017

İnsan Postuİnsan Postu

İnsan Postu’ndan…

Rus toplarının gümbürtüsü yankılanırken güneş, koca ormanlığın hemen ardında bitti. Dün de böyle olmuştu, önceki gün de, yarın da böyle olacaktı, sonsuza kadar hep böyle. Korunağın beri yanında oturuyordu adamlar.

Schnurrbart, piposunda biriken zifire bir göz attı. Onbaşı Steiner cebindeki cigara paketine uzandı. Sahra telefonunun acı sesi böldü sessizliği. Steiner koştu. Uzun uzun dinledikten sonra bir küfür savurarak kapadı telefonu.

Öbürleri merakla baktılar; incelmiş, sakalları uzamış yüzlerinde kuşku okunuyordu.

“Ne dedi?” diye sordu Kruger oturduğu masadan. Steiner soruya karşılık vermedi. Solgun yüzü oldukça asıktı; ağzı sinirle gerilince, dudaklarının iki yanındaki derin çizgiler yüzünün sertliğini iyice ortaya çıkarıyordu.

Sessizlik sürdü. Masanın üstünde yanan iki mum, tahta duvarlara dizili adamların dev gölgelerini yansıtıyordu. Dışardan Alman makineli tüfeğinin kesik ateşi duyuldu. Kruger boğazını temizledi, sorusunu tekrarladı: “Ne dedi?”

“Savaşın anlamsız olduğunu.”

Öbürleri şaşkın şaşkın baktılar: “Teğmen Meyer dedi bunu ha?”

Steiner başını salladı. “Neden olmasın yani?” Bölük kumandanlarının da savaş üstüne özel bir takım düşünceleri olabilir pekâlâ.”

“Tabiî, orası öyle de…” Profesör takma adıyla anılan Dorn, incecik elini sakallı çenesinde gezdirdi. “Bence…”

“O kadar yorma kafanı,” dedi Steiner.

“Bırak yorsun canım.” Schnurrbart ayaklarını masaya dayadı, gülümsedi. “Düşünmemesini emredemezsin. Zaten kafasına bir Rus kurşunu yeyince, kendiliğinden vazgeçecek düşünmekten.”

Adamlar gülüştüler, duvarlardaki gölgeler sallandı.

“Alay çekiliyormuş,” dedi Steiner kayıtsız bir sesle, tek tepki, Kruger’den geldi.

“Neden baştan söylemezsin?” diye haykırarak fırladı ayağa. Çarçabuk toparladı ranzanın üstündeki battaniyeyi, sarmaya başladı. Öbürleri onu izlediler. Korunakta süregelen uyuşukluk hali, yerini, ansızın çıkıp gitmelere özgü o telâşa kargaşaya bıraktı.

Steiner yerinden kıpırdamamıştı, cigarası dudaklarındaydı hâlâ. Başını çevirip Schnurrbart’a baktı; o da ağzında piposu, bacakları masaya dayalı öylece oturuyor, toparlanmaya kalkışmıyordu. Steiner sırıttı. Yalnız Schnurrbart okurdu aklından geçenleri. Schnurrbart’ın asıl adı Karl Reisenauer’di; yüzündeki kara orman, en güçlü usturalara bile bana mısın demeyen kara bıyık yüzünden “Schnurrbart” takma adını takmışlardı ona.

Steiner adamları inceledi. Hepsi işlerine

indir

 

 

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: