Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği / Milan Kundera

12 Mayıs 2018

Varolmanın Dayanılmaz HafifliğiVarolmanın Dayanılmaz Hafifliği

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nden…

Franz kendi derdiyle başbaşayken, sevgilisi fırçasını bırakıp öteki odaya geçti. Bir şişe şarapla geri döndü. Tek söz söylemeden açtı ve iki bardak doldurdu.

Franz birden rahatladı, biraz gülünç buldu kendini. “Cenevre’yi yeğlerim,” sevişmeyi reddettiği anlamına gelmiyordu; tam tersine, kadın sevişmelerini yabancı kentlerle sınırlamaktan yorulmuştu, bu anlama geliyordu.

Sevgilisi bardağını havaya kaldırdı ve bir dikişte boşalttı. Franz da aynı şeyi yaptı. Palermo’ya gitmeyi reddedişin aslında aşk çağrısı olmasına çok sevinmişti elbette, ama biraz da kırgındı; sevgilisi, Franz’ın ilişkilerine getirdiği eldeğmemişlik alanını çiğnemeye kararlı görünüyordu; aşklarını bayağılıktan kurtarmak ve evliliğe, eve ayırdığı dünyadan kesinlikle koparmak konusundaki duyarlı çabalarını anlayamamıştı.

Ressam sevgilisiyle Cenevre’de sevişme yasağı aslında başka bir kadınla evlendiği için kendi kendine uyguladığı bir cezaydı. Bunu bir çeşit suç ya da hata olarak görüyordu. Evliliğinde sürdürdüğü seks yaşamı yokla var arası bir şey de olsa Franz ve karısı hala aynı yatakta uyuyorlar, gece yarısı birbirlerinin derin derin soluk alışlarıyla uyanıyor, birbirlerinin bedenlerinden çıkan kokuları soluyorlardı.

Doğru, tek başına yatmayı yeğlerdi, ama evlilik yatağı hala evlilik bağının simgesidir ve simgeler de, bildiğimiz gibi dokunulmazdır.

Bu yatakta karısının yanına her uzanışında, sevgilisinin onun yatakta karısının yanına uzanışını gözünün önüne getirdiğini düşünür, ve sevgilisini her düşündüğünde de kendinden utanırdı. Karısıyla paylaştığı yatağı sevgilisiyle seviştiği yataktan mekan içinde mümkün olduğunca uzak tutmak istemesinin nedeni buydu işte.

Ressam sevgilisi kendine bir bardak şarap daha doldurdu, son damlasına kadar içti, sonra konuşmamayı sürdürerek ve sanki Franz’ın varlığının hiç farkında değilmişçesine, garip bir kayıtsızlıkla yavaşça bluzunu çıkardı. Bir tiyatro öğrencisi gibi davranıyordu; sınıfı, odada yalnız olduğuna ve kendisini kimsenin görmediğine inandırmak üzere bir doğaçlama ödevi üstlenmişti sanki.

Üzerinde eteği ve sutyeni kalmıştı bir tek, ansızın durduğu yerden Franz’a gözlerini dikti, uzun uzun baktı (odada yalnız başına olmadığını ancak şimdi fark etmiş gibiydi).

Bu bakış şaşırttı Franz’ı; anlayamadı bu bakışı. Bütün aşıklar oyunun kurallarını

indir

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir