Güneş Yiyen Çingene / Buket Uzuner

29 Haziran 2018

Güneş Yiyen ÇingeneGüneş Yiyen Çingene

Güneş Yiyen Çingene’den…

Koltuğunun altında bir dosya, önce bir yaz sonu, sonra bir kış ortası, son olarak da bir sonbahar başı onu Cağaloğlu’nda gördüklerinden söz ettiler. Genç bir kadınmış o zamanlar.

Kimisi esmer, kimisi kumral, kimisi de kızıl saçlı diye tanımladı onu, ama hepsi ufak tefek, narin, incecik bir kadın olduğunda birleştiler. Hakkında bilinenlerin hepsi bu.

Daha sonra birbirini tutmayan birçok olay anlatıldıysa da, bunların o kadınla bir ilişkisi olup olmadığı hiçbir zaman kesinlik kazanmadı. Ben bütün dinlediklerimi bir araya getirip yan yana koydum, sağdan baktım, soldan baktım, ters çevirdim… I-ıh, olmadı. Asla bir bütünlük vermedi. Tıpkı bir rüyanın kopuk, mantıksız, saçma kurgusu gibi eğreti kaldı. Rüyaların kendi içinde bir mantığı olduğunu söyleyenler çıksa da, onların pek ciddiye alınmadığını biliyoruz.

Rüya mantığıyla ilgilenen bir mühendis, bir yargıç, bir işadamı/işkadını gördünüz mü hiç?

Her neyse, bunları bir kenara bırakıp, o kadına dönüyorum yine. Kadını ilk kez Cağaloğlu’nda gören yaşlı bir ayakkabı boyacısı şöyle konuştu:

“Ağustos sonları olmalıydı, belki de eylül başları, hafif hafif dizlerim, dirseklerim, parmaklarım sızlar olmuştu. Bir sabah daha siftah etmeden, neşeli çevik adımlarını yokuşa vurmuş, gidiyorken gördüm onu. Bir tuhaflık olduğunu hemen anladım. Çok umutlu bir hali vardı. Biz yıllardır her çeşit adamı gördük bu yokuşta beyim, kimin nasıl bir yürek, hangi yüreğin neler taşıdığını bir bakışta anlarız gözbebeğinden artık. Umutlu, basbayağı umutluydu bu kadın! Koltuğunun altında pembe bir dosya… ‘Boyayalım abla,’ dedim, gülümseyerek sandaletlerini gösterdi. Sandaletlerin boyanmayacağını sananlardandı.”

Aynı gün kadını Şen Yayınevi’nin bulunduğu Şenay Han’a girerken bir vergi kontrolörü görmüş. Tuhaflığı konusunda boyacının görüşünü paylaştı, ama koltuğunun altındaki dosyanın pembe değil, sarı olduğu konusunda ısrar etti:

“Evet, tuhaf bir kadındı. Dimdik yürüyordu. Saçları kısaydı, pantolon giymişti, yüzünde boya falan yoktu, ama yine de erkeksi değildi. Valla güzel bile denebilirdi. Dedim ya, tuhaftı. Koltuğunun altında sarı bir dosya vardı.”

Şen Yayınevi sahibi Ahmet Cem

indir

 

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: