Adaları Seven Adam / D.H.Lawrence

1 Temmuz 2018

Adaları Seven AdamAdaları Seven Adam

Adaları Seven Adam’dan…

Adaları seven bir adam vardı. Bir adada doğmuştu, ama çok kalabalık olduğu için oradan hoşlanmıyordu. Onun istediği, tümüyle kendisinin olacak bir adaydı: Orada ille de bir başına yaşaması gerekmiyordu, ama orayı kendi dünyası kılmalıydı.

Kocaman bir adanın bir anakaradan farkı yoktur. Bir adanın, kendini ada gibi duyumsaması için, enikonu küçük olması gerekir. Kaldı ki, bu öykü de, insanın bir adayı kendi kişiliğiyle doldurabilmesi için, o adanın ne kadar küçük olması gerektiğini anlatıyor.

Gel zaman git zaman, adaları seven bu adam, otuz beşine vardığında kendine bir ada edindi. Gerçi mülkiyet hakkını edinmemiş, doksan dokuz yıllığına kiralamıştı; ama burada bir insan ömrü söz konusu olduğuna göre, yaşadığı sürece ada onun sayılırdı. Üstelik, Hz. İbrahim gibi, dölünün deniz kıyısındaki kumlar kadar çoğalmasını istiyorsa insan, üremek için bir ada seçmez kendine. Çünkü çok geçmeden nüfus öyle büyük bir hızla artar ki, ada kalabalıktan geçilmez olur, gecekondu mahallesine döner. Adayı, ıssızlığından dolayı seven biri için ürkünç bir durum çıkar ortaya. Hayır, ada tek yumurtalık bir yuvadır; yalnızca tek bir yumurtaya yer vardır orada. O da, adalının kendisidir.

Adalı adayımızın edindiği ada, okyanusun ortasında değildi. Karaya yakındı; öyle palmiyeler, kayalara çarpıp parçalanan dalgalar falan da yoktu bu adada. İskelenin yukarılarında, belki biraz iç karartıcı, ama sağlam bir ev; daha ileride de, sundurmalı küçük bir çiftlik eviyle uzanıp giden birkaç tarla vardı. Aşağıdaki koyda ise, sahil muhafızlarının kulübelerini andıran, tertemiz, badanalı üç küçük ev göze çarpıyordu.

Daha dingin, daha sevimli bir yer olamazdı. Denizdeki dik kayalarla, çuhaçiçeklerinin bezediği küçük çayırlarla çevrili ada, katırtırnakları ve çalıdikenlerinin arasından geçerek çepeçevre yürünürse, altı kilometre tutuyordu. Yok eğer, ineklerin geviş getirdikleri kayaç çayırlardan, seyrek yaban yulaflarının, sonra gene katırtırnaklarının arasından, alçak uçurumların kıyılarından vurup iki tepeciği aşmaya kalkılırsa, adanın bir ucundan öbür ucuna yirmi dakikada varılıyordu. Adanın bitimine ulaşıldığında, daha büyük bir adayla karşılaşılıyordu. Ama

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: