Hayalet Yazılar / David Mitchell

1 Temmuz 2018

Hayalet YazılarHayalet Yazılar

Hayalet Yazılar’dan…

Avuçlarımın içi karıncalanıp terliyor. Bir martı pencerenin pervazında cakayla gezinip içeri baktı. Acımasız bir yüzü vardı.

“Ya adınız, Efendim?” Hanı işleten yaşlı kadın bir tapınak ilahı yüzüyle sırıttı. Neden sırıtıyordu? Beni sinirlendirmek için mi? Ağzında sararmış dişlerden çok boşluk vardı.

“Adım Tokunaga. Buntaro Tokunaga.”

“Tokunaga… çok güzel bir ad. Bir krallık havası var.”

“Bunu hiç düşünmemiştim.”

“Peki, ne iş yapıyorsunuz Bay Tokunaga?”

Sorular ve sorular. Kirlenmişler hiç usanmaz mı?

“Basit bir ücretliyim. Çalıştığım şirket pek öyle ünlü değil. Tokyo’nun kenar mahallelerindeki küçük bir bilgisayar firmasında bölüm başkanıyım.”

“Tokyo? Öyle mi? Ana karaya hiç gitmedim. Tokyo’dan bir sürü tatilci gelir. Ama şimdiki gibi sezon dışında değil. Siz de görüyorsunuz ya, neredeyse boşuz. Ben sadece yılda bir kez, torunlarımı görmek için büyük adaya gidiyorum. On dört torunum var. Tabiî, büyük ada derken Okinava’yı kastediyorum, yoksa ana kara Japonya’yı değil. Oraya gitmeyi aklımdan bile geçirmem!”

“Sahi mi?”

“Herkes Tokyo’nun çok büyük olduğunu söylüyor. Naha’dan bile büyükmüş. Bölüm başkanı, ha? Anneniz ve babanız sizinle gurur duyuyor olmalı! Harika bir şey. Bu lanet formları doldurmanızı isteyeceğim. Bana kalsa, aldırmam, ama kızım böyle istiyor. Anlaşılan ruhsat ve vergilerle ilgiliymiş. Tam bir baş ağrısı. Yine de. Kumecima’da bizimle ne kadar kalacaksınız, Bay Tokunaga?”

“İki hafta kalmak niyetindeyim.”

“Öyle mi? İyi ya, burada yapacak yeterince şey bulursunuz umarım. Biliyorsunuz, adamız pek büyük değil. Balık tutabilirsiniz. Sörf yapabilirsiniz, tüplü ya da tüpsüz dalabilirsiniz… ama bunların dışında, burada hayat çok sakindir. Çok ağır. Anladığım kadarıyla, Tokyo gibi değil. Karınız sizi özlemeyecek mi?”

“Hayır.” Susturmanın zamanı geldi. “Doğrusunu söylemek gerekirse, buraya yas iznine geldim. Eşimi geçen ay kaybettim. Kanserden.”

Yaşlı cadalozun yüzü uzadı, eliyle ağzını kapattı. Sesi fısıltıyla çıktı. “Aman Tanrım. Öyle mi? Aman Tanrım. Bir de bana bakın, üzerime vazife olmayan işlere burnumu sokuyorum. Kızım duysa, çok utanırdı. Ne söyleyeceğimi bilemiyorum…” Bağışlanmak için vızıldamayı sürdürdü, nefesi

indir

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: