Bulut Atlası / David Mitchell

6 Temmuz 2018

Bulut AtlasıBulut Atlası

Bulut Atlası’ndan…

Dört, beş, hayır, Tanrım, altı yaz önce, ışıl ışıl bir günbatımında kenarında olgun atkestanesi ve filbahri ağaçları olan bir Greenwich caddesinde, zarafet içinde yürüdüm. O Regency evleri Londra’nın en pahalı mülkleri arasında ama bu evlerden birine sahip olursan, değerli Okuyucu, derhal sat, sakın o evde oturma. Bunlara benzer evler, sahiplerinin kafayı yemesine sebep olan kara bir efsun yayar. Bu kurbanlardan biri, Rodezya polis kuvvetlerinin eski amiri, söz konusu akşam bana otobiyografisini düzenlemem ve basmam için en az kendisi kadar dolgun bir çek yazmıştı. Zarafetim kısmen bu çeke, kısmen sayısız trajediyi basit yanlış anlaşılmalara dönüştüren sihirli bir iksire, Duruzoi üzüm bağından gelen 1983 Chablis şarabına dayanıyordu.

Fahişe Barbi gibi giyinmiş üç genç kız kaldırımı tamamen kaplamış halde yürüyerek bana yaklaştılar. Çarpışmamak için yola indim. Ama yan yana geldiğimizde soluk renkli, buzlu lolipoplarının kâğıtlarını parçaladılar ve yere attılar. Hissettiğim esenlik bir anda yerle bir olmuştu. Yani, hemen yanımızda çöp kutusu vardı! Tiksinti İçindeki Vatandaş Tim Cavendish suçlulara, “Onları yerden almalısınız” diye seslendi.

Kahkahayla karışık bir “Yoksa naaparsın?” lafı sırtımı sıyırıp geçti. Kahrolası dişi maymunlar. “Bir şey yapmaya niyetim yok” dedim omzumun üstünden, ‘Yalnızca dedim ki…”

Dizlerim büküldü ve kaldırım yanak kemiğimi çatlattı; acı kendisi dışında her şeyi silip süpürene dek çocukken üç tekerlekli bisikletimle yaptığım bir kazayı hatırladım. Keskin bir diz yüzümü ezip yaprak gübresine çevirdi. Ağzıma kan tadı geldi. Altmış küsur yaşındaki bileğim doksan derecelik bir ıstırapla geriye büküldü ve Ingersoll Solar’ımın tokası açıldı. Kimi eski, kimi modern küfürlerden oluşan müstehcen sözler duyduğumu hatırlıyorum, ama soyguncular cüzdanımı yürütemeden “The Girl from Ipanema” şarkısı çalan bir dondurma minibüsünün ezgileri duyuldu. Saldırganlar şafaktan bir dakika önce kaçışan dişi vampirler gibi dağıldılar.

“Olanları polise bildirmedin mi? Seni ahmak!” Madame X ertesi sabah, kahvaltıda yediği buğday kepeğinin üstüne yapay şeker serpti. “Tanrı aşkına polisi ara. Ne bekliyorsun? İzler soğuyacak.” Heyhat, gerçeği mübalağa

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir