Güvercin Kayalıkları / Osman Aysu

13 Temmuz 2018

Güvercin KayalıklarıGüvercin Kayalıkları

Güvercin Kayalıkları’ndan…

BİR kıskaç, ruhunu kemiren bir cendereydi durum. Afakanlar basıyordu genç kadını. Başını pencereye dayadı ve boş gözlerle karanlığa baktı. Gecenin ilerlemiş bir saatiydi. Dışarda şakır şakır yağmur yağıyordu. Poyrazın dövdüğü camlar yağan yağmurun izleri ile oluk oluk olmuştu. Dışarıyı göremiyordu, ama alnını dayadığı cam cildine buz gibi gelmişti.

Derin bir iç çekti. Karamsarlığının sonu gelmiyordu. Yaşam fazlasıyla ağır gelmeye başlamıştı artık, iradesi tükenmiş, gücü kalmamıştı. Teşvikiye’deki apartman katına döneli iki ay olmuştu. Ama değişen bir şey yoktu.

Tolga hep aynıydı. Yarı bunak, genç bir adam. Gün be gün daha da kötüye gidiyor, kişileri tanımıyor, hal ile bağıntısı derinleşiyor ve konuşmuyordu. Ailesinin tüm karşı çıkmalarına karşın Hakan’ı okula kaydettirmişti, çocuğun eğitimsiz kalmasını istemiyordu. On altı yaşında genç bir kızı kendine yardımcı olarak tutmuştu. Dışarıya çıkmak zorunda kaldığında Tolga ve Oya ile o ilgileniyordu. Kız akıllı ve güvenilir biriydi.

Sapanca’dan dönüşte Valiliğe yazılı müracaatta bulunmuş koruma süresinin uzatılmasını talep etmişti. Süre temdit edilmiş, iki ay uzatılmış ama üç gün önce sona ermişti. Komiser Nihat’ın bütün muhalefetine rağmen Nur ikinci bir uzatma teklifinde bulunmamıştı. Her şey olacağına varırdı, sonsuza kadar koruma altında yaşayamayacaklarına inanıyordu genç kadın. Oğlunu her sabah okula kendisi götürüyor, akşamları da yine kendi alıyordu.

Anne ve babasıyla da arası açılmıştı. İki yaşlı insanın düzeninin daha fazla bozulmasını istemiyor, kendi düzenini özgürce sürdürmeyi yeğliyordu. Babasının sinirden tansiyonu yükselmişti. Onun bakılmaya ihtiyacı vardı. Beşiktaş’ta oturuyorlardı, istememesine rağmen annesi yine de sık sık geliyor, ona yardımcı olmaya gayret ediyordu.

Tolga hiçbir işe yaramadığı için işler tamamen durmuştu. Şirket avukatı Orhan ikide bir telefon ederek, mahkemeye başvurmasını kocasının vesayetini üstlenmesini söylüyordu. Borçların ödenmesi, alacakların tahsili ve yarım kalan inşaatın tamamlanarak iflastan kurtulmaları için bu şarttı. Ama Nur bunca meşgale arasında bir de şirketin ağır yükü altına girmekten korkuyordu. Yine de bunun kaçınılmaz bir son olduğunun idraki içindeydi. Önünde sonunda bu

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir