Huzur / Ahmet Hamdi Tanpınar

24 Temmuz 2018

HuzurHuzur

Huzur’dan…

Mümtaz’a verilen adreslerin çoğu yanlıştı. İlk uğradığı evde Fatma ismindeki hastabakıcı hiç oturmamıştı. Sadece evin kızı hastabakıcı kursuna girmişti. Kız, onu gülümseyerek karşıladı.

-Harp olursa bir işe yarayayım diye kursa yazıldım. Fakat daha hiçbir şey bilmiyorum.

Sesi ciddiydi.

-Ağabeyim askerde… Onu düşünerek…

İkinci uğradığı evde hakikaten bir hastabakıcı oturuyordu. Fakat üç ay evvel kendisi Anadolu’da bir hastahanede iş bulmuş, gitmişti, Mümtaz’ı karşılayan annesi,

-Bakayım, kızımın arkadaşlarından birisini görürsem, tenbih ederim, diyordu.

Mümtaz, oyunu bozmamak isteyenlerin sabrı ile bir kağıda adresini yazdı. Ev fakir ve eskiydi. Kışın ne yaparlar? Nasıl ısınırlar? diye düşüne düşüne uzaklaştı. Ne yaparlar? Nasıl ısınırlar? Bu sual hiç olmazsa bu anda garipti. Bu Ağustos sonu sabahı bütün sokaklar bir fırın ağzı gibi insanı kapıyor, çiğniyor, yutuyor, sonra kendisinden bir sonrakine geçiriyordu. Ara yerde bir gölge parçası, bir yol ağzında serince bir nefes sanki hayatı hafifleştiriyordu. İhsan, “Bu yaz kütüphanelerden uzakta kalamam. Behemehal birinci cildi bitirmeliyim” demişti.

Birinci cilt. Mümtaz, ince satırlarla dolu kağıtları gözünün önünde gibi görüyordu. Kırmızı mürekkeple haşiyeleri, büyük çıkmaları, kendi kendisiyle bir kavgaya benziyen yazı bozuluşları… Kim bilir, belki de kitap hiç bitmeyecekti. Bu düşüncenin azabı ile sokaktan sokağa giriyor, köşebaşındaki bakkallarla, kahvecilerle konuşuyordu. Evinde bulduğu tek hastabakıcı,

-Kocam hasta, onun için izin aldım, işsiz değilim. Onu hastahaneye yatırdıktan sonra vazifeme döneceğim, demişti.

Kadının yüzü bir harabeye benziyordu.

Mümtaz, ister istemez:

-Nedir hastalığı? diye sordu.

-Felç geldi. Ben yoktum. Eve vücudunun yarısı sarkık getirdiler. O anda akıl etselerdi, hastahaneye yatardı. Şimdi doktorlar, ikinci bir yer değiştirmek için on gün beklemeli, diyorlar. O zalim kadına kaç defa yalvardım, bırak şu adamın yakasını diye. Parası, pulu yok, genç, güzel değil, kendine daha iyisini bul… Hayır, illaki o… Şimdi üç çocukla kaldık.

Mümtaz, bu aile faciasının eşiğinde karşısındakine;

-Allahaısmarladık, dedi.

Üç çocuk, mefluç bir koca… Bir hastabakıcı maaşı. Büyükçe bir evin iki odasında oturuyorlardı. Su

indir

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: