Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu / Haruki Murakami

27 Temmuz 2018

Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın SonuHaşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu

Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu’ndan…

Şehrin merkezi eski köprünün kuzeyinde kalan yarım daire şekilli meydandı. O yarım dairenin kopuk kısmı, yani dairenin diğer yarısı ırmağın güney tarafında kalıyordu. İki yarım daire kuzey meydanı ve güney meydanı diye adlandırılarak, bir çift gibi düşünülüyordu ama gerçekte, bu iki meydanı görenlerin üzerinde bıraktıkları izlenim açısından birbirine tamamen zıt denilebilecek ölçüde farklıydılar. Kuzey meydanında şehrin tüm sessizliği oraya doluyormuşçasına tuhaf, ağır bir hava hissediliyordu. Orayla karşılaştırıldığında güney meydanında hissedilebilecek hiçbir şey yoktu. Orada hâkim olan, son derece anlamsız, boşluk hissine yakın bir havaydı, o kadar. Köprünün kuzey tarafıyla karşılaştırıldığında evlerin sayısı da azdı; çiçeklikler ve taş döşeme yol da bakımsızdı.

Kuzey meydanının ortasında, büyük bir saat kulesi göğü delercesine yükseliyordu. Daha doğru nitelemek gerekirse, saat kulesinden ziyade, saat kulesi havası veren bir cisim olarak ifade etmek, belki de daha doğru olur. Çünkü saatin ibreleri belirli bir noktada durmuş, saat kulesi esasında yerine getirmesi gereken işlevi çoktan bir kenara bırakmıştı.

Kule dörtgen şekilliydi; her bir yüzeyi dört anayöne bakıyor, yükseldikçe inceliyordu. En tepesinde, dört yüzeyde birer saat vardı ve o sekiz ibrenin her biri 10.35’i gösterecek şekilde hiç kımıldamadan duruyordu. Kadranların hemen altındaki pencereye bakılırsa kulenin içi boştu ve merdiven ya da öyle bir şeyle yukarı kadar çıkılabiliyordu, ama görünürde, içeriye girilebilecek giriş benzeri bir açıklık yoktu. Acayip denilecek ölçüde yüksek olduğundan, kadranı görebilmek için eski köprüden geçip, güney tarafa kadar gitmek gerekiyordu.

Kuzey meydanını birkaç katman yelpaze şeklinde çevreleyen taş yapılı, kiremit çatılı evler sıralanıyordu. Binaların diğerlerinden ayırt edilmesini sağlayacak göze çarpan farklılıkları yoktu; ne bir süs ne de tabela asılmıştı. Tüm kapılar sımsıkı kapalıydı, giren çıkan da olmuyordu. Postasız kalmış bir postane veya madencisini yitirmiş bir maden, hatta ölülerini kaybetmiş bir cenaze evi bile olabilirlerdi. Fakat tuhaftır, sessizliğe gömülü o binaların terk edilmiş gibi bir halleri

indir

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: