Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında / Haruki Murakami

31 Temmuz 2018

Sınırın Güneyinde Güneşin BatısındaSınırın Güneyinde Güneşin Batısında

Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında’dan…

Lisede tipik bir gençtim. Bu hayatımın ikinci kısmı, kişisel gelişimimde attığım bir adımdı –farklı olma fikrini bırakıp normalleşmeye çalışmak. Problemlerim olmadı değil. Hangi on altılığın olmaz ki? Yavaş yavaş ben dünyaya, dünya da bana yakınlaşıyordu.

On altı yaşına geldiğimde artık o küçük sıska tek çocuk değildim. Ortaokulda evimize yakın bir yerde yüzme derslerine başlamıştım. Kulaç atmada ustalaşmıştım ve haftada iki kere yüzmeye gidiyordum. Omuzlarım ve göğsüm irileşmiş, kaslarım güçlenip sıkılaşmıştı. İki damla yağmurla soğuk kapıp yataklara düşen hastalıklı çocuk değildim artık. Sık sık banyodaki aynanın karşısına geçip vücudumun her bir köşesini dikkatle inceliyordum.

Neredeyse geçirdiğim her fiziksel değişimi gözlerimle görebiliyordum. Ve bu hoşuma gidiyordu. Büyüme sürecinden çok yaşadığım değişimi izlemekten hoşlanıyordum. Yeni bir ben olabilirdim.

Kitap okumayı ve müzik dinlemeyi seviyordum. Zaten hep kitapları severdim, ama Şimamoto’yla olan arkadaşlığım kitaplara olan ilgimi daha da geliştirdi. Kütüphaneye gidip elimi değdirdiğim bütün kitapları hırsla yalayıp yutuyordum. Bir kere başladım mı, bitirmeden bırakamıyordum. Okumak bir tür bağımlılık gibiydi; yemek yerken, trende, geç saatlere kadar yatakta ve derste okumak için kimse görmesin diye saklayarak getirdiğim okulda. Çok geçmeden kendime küçük bir teyp alıp bütün vaktimi odamda caz plaklarını dinleyerek geçirmeye başladım. Ama kitap ve müzikle edindiğim tecrübeleri insanlara anlatmak konusunda hiçbir istek duymuyordum. Başkası olmadığım, yalnızca kendim olduğum için mutluydum. Bu açıdan bana yalnız kovboy denilebilirdi. Bütün takım oyunlarından nefret ediyordum. Başkasına karşı sayı almam gereken yarış türlerinden nefret ediyordum. Ben daha çok durmadan yüzmek istiyordum, yalnız ve sessizlik içinde.

Yapayalnız da değildim tabii ki. Okulda bazı yakın arkadaşlarım vardı, en azından birkaç tane. Okuldan nefret ediyordum. Arkadaşlarım sanki hep beni ezmeye çalışıyormuş, ben de sürekli kendimi savunmak zorundaymışım gibi hissediyordum. Bu beni katılaştırdı. Yanımda arkadaşlarım olmasaydı, o acımasız ergenlik yıllarından herhalde daha büyük yaralarla sıyrılırdım.

Yüzmeye başladıktan sonra yemek seçme konusunda eskisi kadar huysuzlanmıyordum ve

indir

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: