Zemberekkuşu’nun Güncesi / Haruki Murakami

2 Ağustos 2018

Zemberekkuşu'nun GüncesiZemberekkuşu’nun Güncesi

Zemberekkuşu’nun Güncesi’nden…

Bir insan için bir başka insanı derinliğine tanımak olası mıdır? Birini gerçekten tanımak, hem zaman hem de içtenlikle harcanacak çaba ister, ama gene de özüne ne derece yaklaşılabilir ki?

Hukuk bürosundan ayrılışımdan yaklaşık bir hafta sonra bu soruyu kendime ciddi ciddi sormaya başladım. O zamana değin bu türden bir kuşku aklımın ucundan bile geçmemişti. Neden? Belki de yaşamımı kurma işine o derece dalmıştım ki, temel soruları kendime sormaya zaman bulamamıştım.

Dünyada geçen önemli olayların çoğu gibi benim de geniş araştırmalarımın kökeninde son derece önemsiz bir ayrıntı vardı. Kumiko, alelacele yaptığı bir kahvaltının ardından telaşla işine gitmişti; ben de bulaşıkları makineye tıkmış, yatağı toplamış, evi süpürmüştüm. Sonra, verandaya, kedinin yanına oturup gazetedeki iş ilanlarına ve ucuzluk reklamlarına bir göz gezdirmiştim. Öğleyin kendime ayaküstü bir yemek hazırlamış, sonra da akşam yemeği için alışverişe, süpermarkete gitmiş ve çamaşır deterjanından başka, “indirim” reyonundan kâğıt mendil ile tuvalet kâğıdı almıştım. Sonra da eve gelip yemeği hazırlamış, ardından da elimde bir kitapla kanepeye yığılıp karımın dönüşünü beklemeye başlamıştım.

İşsiz kalalı uzun zaman olmamıştı, bu yüzden, bu yeni yaşam biçimini oldukça huzurlu buluyordum. Artık işe gitmek için tıklım tıklım metrolara binmeme ve istemediğim insanları görmeme gerek kalmamıştı. Ve hepsinden güzeli, istediğim kitapları istediğim zaman okuyabilecektim. Bu durumun ne kadar süreceğini bilmiyordum, ama bir haftanın sonunda, hoşuma gitmeye başlamıştı ve geleceği fazla düşünmemek için elimden geleni yapıyordum.

Ama o akşam, kendimi okumaya veremiyordum işte: Kumiko bir türlü gelmek bilmiyordu. Genelde altı buçuğu asla geçirmezdi ve işi çıkacak da on dakika bile gecikecek olsa, bana telefon ederdi. Bu tür ayrıntılar konusunda aşırı derecede titizdi. Gel gör ki, o gün, saat yediyi geçtiği halde hâlâ ortalarda yoktu, üstelik bana telefon da etmemişti. Bense, gelir gelmez sofraya oturabilmemiz için her şeyi hazırlamıştım. Ah, öyle fazla iddialı bir yemek değil: dibi çukur bir kapta soğan, yeşil biber ve

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: