İkiz Bedenler / Tess Gerritsen

3 Ağustos 2018

İkiz Bedenlerİkiz Bedenler

İkiz Bedenler’den…

Karman çorman dizilmiş uyluk ve kaval kemiklerinin üzerinde bir dizi kafatası gözlerini dikmiş ona bakıyordu. Dr. Maura Isles, temmuz ayında olmalarına rağmen ve yirmi metre yukarıda Paris sokaklarında pırıl pırıl bir güneşin parladığını bildiği hâlde, yerden tavana kadar insan kalıntılarıyla kaplı loş koridorda yürürken bir anda ürpermişti. Aslında ölüm oldukça tanıdıktı ona. Hatta ölümle arasında samimi bir ilişki olduğu bile söylenebilirdi. Otopsi masasında sayısız kere yüzleşmişti onunla. Ama şimdi bu serginin boyutları ve Işıklar Şehrinin altındaki bu tüneller ağında depolanmış kemiklerin muazzam miktarı karşısında afallamış, şaşkına dönmüştü. Bir kilometrelik turun sonunda yer altı mezarlarının sadece küçücük bir kısmını gezmişlerdi. Turistlerin giremediği yerlerde daha onlarca tünel ve tüneller boyunca kapalı kapıların ardında kara ağızları baştan çıkarıcı bir biçimde aralanmış boşluğa bakan kurukafaların ve kemiklerin doldurduğu odalar uzanıyordu. Burada bir zamanlar güneşi yüzlerinde hisseden, acıkan, susayan, seven ve sevilen, göğüslerinde kalplerinin attığını, ciğerlerine havanın dolup boşaldığını hisseden altmış milyon Parislinin kalıntıları bulunuyordu. Günün birinde kemiklerinin huzur içinde yattıkları mezarlarından kaldırılıp şehrin altındaki bu korkunç yere getirileceğini asla tahmin edemezlerdi herhalde.

Günün birinde böyle sergileneceklerini ve turist güruhları tarafından hayretler içerisinde izleneceklerini bilemezlerdi.

Bu kemikler yetmiş beş yıl kadar önce Paris’teki tıklım tıklım dolu mezarlıklarda ardı arkası kesilmeyen ölü akınlarına yer açabilmek için yerlerinden çıkarılıp şehrin altında uzanan bu kireçtaşından devasa maden peteğine taşınmışlardı. Bu transferi üstelenen işçiler kemikleri gelişigüzel yığmamışlardı ama. Tüyler ürpertici görevlerini büyük bir beceriyle icra etmişlerdi. Kemikleri itinayla, tuhaf dizaynlarla istiflemişlerdi. Müşkülpesent duvar işçileri gibi katman katman kemiklerin ve kafataslarının uzandığı dev duvarlar inşa etmişlerdi. Çürümeyi sanatsal bir ifadeye dönüştürmüşlerdi. Ve üzerlerinde insanın tüylerini diken diken eden, bu tünellerden geçen herkese Ölüm’ün kimseyi kayırmadığını hatırlatan sözler kazılı mezar taşları asmışlardı her yere.

Bu mezar taşlarından biri Maura’nın dikkatini çekmişti. Üzerinde ne yazdığını okuyabilmek için turist akınının içinden sıyrılıp bir an için durdu. Lise’de öğrendiği Fransızcasıyla

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: