Siliniş / Tess Gerritsen

3 Ağustos 2018

SilinişSiliniş

Siliniş’ten…

Maura Isles bütün gün temiz hava almamıştı. Sabahın yedisinden beri aldığı tek şey ölümün kokuşuydu ve bu kokuyu o kadar iyi tanıyordu ki neşterle soğuk eti keserken ve açığa çıkan iç organlarının leş kokusu etrafa yayılırken yüzünü bile buruşturmadı. Bazen cesetleri gözlemlemek için yanında duran polis memurları o kadar sağlam değildi. Bazen Maura, onların kokuyu bastırmak için burun deliklerine sürdükleri Vicks’in kokusunu alırdı. Bazen Vicks bile yeterli olmazdı ve aniden oldukları yerde sallandıklarını, arkalarını dönerek lavaboya kustuklarını görürdü. Polisler çürüyen dokuların yaydığı sülfürümsü kokuya ve formalinin yakıcı kokusuna onun kadar alışkın değillerdi.

Bugün o kokulara eklenen ama ortama ait olmayan tatlı bir koku vardı: Şu anda otopsi masasında yatan Bayan Gloria Leder’ın teninden yayılan hindistancevizi yağı kokusu. Ayak tırnaklarına parlak pembe oje sürülmüş, iri kalçalı, iri göğüslü, elli yaşında, boşanmış bir kadındı. Bronz tenindeki beyaz çizgiler, evinin yüzme havuzunun kıyısında ölü bulunduğunda üzerinde olan bikinisinin iplerinden kalmıştı. Bikini elbette ki vücudu sarkmış orta yaşlı kadınların genellikle tercih ettiği bir şey değildi. Ben en son ne zaman mayo giymiştim? diye düşündü Maura, o yaz günü hayatının son anlarını havuzda geçiren Bayan Gloria Leder’ı kıskanarak. Neredeyse Ağustos ayıydı ve Maura daha ne plaja gitmiş, ne yüzme havuzunda oturmuş ne de kendi bahçesinde güneşlenmişti.

Rom ve kola, dedi masanın ayakucunda duran genç polis memura. “Sanırım bardağında olan şey buydu. Şezlongunun yanında duruyordu.”

Maura, Memur Buchanan’ı morgunda ilk kez görüyordu.

Yüzündeki kâğıt maskeyle sürekli oynaması ve ağırlığını sürekli bir ayağından diğerine atması Maura’nın sinirini bozuyordu. Çocuk, polis olamayacak kadar genç görünüyordu. Hepsi artık fazla genç görünmeye başlamıştı zaten.

Bardağın içindeki sıvıyı aldınız mı? diye sordu, Memur Buchanan’a.

Ah… hayır, hanımefendi. İyice kokladım. Rom ve kola içtiğinden eminim.

Sabahın dokuzunda mı? Maura, masanın diğer tarafında duran asistanı Yoshima’ya baktı. Yoshima her zamanki gibi sessizdi ama Maura genç adamın siyah kaşlarından birinin kalktığını gördü

indir

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: