Ateşle Oynayan Kız / Stieg Larsson

7 Ağustos 2018

Ateşle Oynayan KızAteşle Oynayan Kız

Ateşle Oynayan Kız’dan…

Lisbeth Salander güneş gözlüğünü burnunun ucuna indirdi, güneşten kamaşan gözlerini kısarak, otelin yan kapısından çıkıp havuzun kenarındaki yeşil beyaz çizgili plaj sandalyelerine yürüyen kadına baktı. 32 numaralı odada kalan kadın, gözlerini yere dikmişti, adımları kararsızdı.

Salander daha önce onu uzaktan, şöyle bir görmüş, yaşını otuz beş diye tahmin etmişti ama görüntüsüne bakarak yirmi beşten elliye kadar tahmin yürütebilirdi. Omuzlarına kadar dökülen saçları kahverengi, yüzü ovaldı. Kadın dergilerindeki iç çamaşırı mankenlerine benzer bir vücudu vardı. Sandaletleri ve bikinisi siyahtı, güneş gözlüğü biraz mora çalıyordu. Amerikalıydı, güneyli aksanıyla konuşuyordu. Ella Carmichael’in barındaki barmene işaret etmeden önce sarı şapkasını çıkartıp, oturduğu plaj sandalyesinin yanına attı.

Lisbeth Salander elindeki kitabı dizine koydu, kahvesinden bir yudum alıp sigara paketine uzandı. Bakışlarını ufka yöneltti. Havuzun yanındaki terastaydı. Oturduğu yerden, oteli çevreleyen duvarların önünde yükselen ormangülleriyle palmiyelerin arasından bir parça deniz görülüyordu. Kuzeye, Saint Lucia’ya ya da Dominik’e doğru giden bir yelkenli, daha uzakta, güneye, büyük ihtimal Guyana veya komşu ülkelerden birine giden büyük bir yük gemisi vardı. Öğle sıcağına karşı koymaya çalışan hafif esintiye rağmen, Salander’in alnından kaşlarına ter süzülüyordu. Güneşte kızarmayı sevmiyor, günlerini daha çok gölgede geçiriyordu. Buna rağmen teni çikolata gibi olmuştu. Üzerinde haki bir şortla, siyah bir bluz vardı. Barın yanındaki hoparlörden yayılan tuhaf, metalik davul seslerini dinledi. Müziğe hiçbir zaman ilgi duymayan Salander, Sven-Ingvars ile Nick Cave’i birbirinden ayıramazdı ama şimdi bu davul sesine bayılmıştı. Benzin bidonundan müzik aleti yapılması inanılmaz bir şeydi, daha da inanılmazı bu bidondan, başka hiçbir şeye benzemeyen, tuhaf bir sesin çıkmasıydı. Bu çok büyüleyiciydi.

Birden, bir huzursuzluk hissiyle bakışlarını, şimdi portakal rengi bir şey içen kadına çevirdi.

Kadınla bir alıp veremediği yoktu. Yalnızca burada niçin kaldığım merak ediyordu. Dört gecedir, çiftin buraya geldiği günden beri, hemen yanındaki odada yaşanan şiddetli kavga seslerini dinliyordu. Ağlamalar, bağırmalar, fısıltılar ve bazen de tokat sesleri duymuştu

indir

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: