Yeniay / Stephenie Meyer

8 Ağustos 2018

YeniayYeniay

Yeniay’dan…

Kendimi, o korkunç kâbuslardan birinin içinde, kapana Kısılmış gibi hissediyordum. Hani koşarsınız, ciğerleriniz yanana kadar koşarsınız, ama yine de vücudunuzun yeteri kadar hızlı gitmesini sağlayamazsınız. Vurdumduymaz kalabalığa yaklaştıkça ayaklarım sanki gittikçe yavaşlıyordu ama büyük saat kulesinin üzerindeki ellerim yavaşlamıyordu. Acımasızca, umursamaz bir güçle ilerliyorlardı, her şeyin sonuna doğru.

Ama bu bir rüya değildi ve kâbusun aksine, hayatım için koşmuyordum; çok kıymetli olan başka bir şeyi kurtarmak için yarışıyordum. Kendi hayatımın benim için bir değeri yoktu. Alice, ikimizin de burada ölme olasılığının oldukça yüksek olduğunu söylemişti. Eğer parlak gün ışığı ona engel olmasaydı, belki de sonuç daha farklı olurdu. Sadece ben, bu parlak ve kalabalık meydana koşabiliyordum.

Ve yeteri kadar hızlı koşamadım.

Olağanüstü düşmanlarımız tarafından çevrilmiş olmak umurumda değildi. Kuledeki saat çalmaya başlayınca hareketsiz ayaklarımın altındaki zemin titremeye başladı. Çok geç olduğunu biliyordum ama kanatların altında kana susamış bir şey olduğunu bilmek beni sevindiriyordu. Bunda başarısız olursam, yaşamak için bütün isteğim yok olur, giderdi.

Saat tekrar çaldı ve güneş gökyüzünün tam ortasından biraz daha aşağıya kaydı.

Rüya gördüğümden yüzde doksan dokuz nokta dokuz emindim.

Bu kadar emin olmamın ilk sebebi, parlak gün ışığının ortasında dikilmem – sürekli yağmur çiseleyen memleketim Forks, Washington’da böylesine kör edici açık bir güneş görmenin imkânı yoktu – ikinci sebebi de büyükannem Marie’ye babyor olmamdı. Büyükannem öleli altı yıl oldu ve bu da, rüya gördüğüme dair olan teorimin en elle tutulur kanıtıydı.

Büyükannem hiç değişmemişti; yüzü aynen hatırladığım gibiydi. Cildi yumuşak ve solgundu, binlerce kırışıkla kaplıydı ve suratı derisinin altındaki kemiğe yapışmış gibi görünüyordu. Tıpkı kuru kayısı gibi, ama kalın telli, beyaz saçları olan bir kayısı.

Ağızlarımız – onunki porsumuş ve buruşuktu – aynı şaşkın gülümsemeyle yarım kalmıştı. Görünüşe göre beni görmeyi beklemiyordu.

Ona soracak çok fazla sorum vardı. Benim rüyamda ne işi vardı? Son altı senedir neler yapmıştı? Büyükbabam iyi miydi ve artık her neredelerse, birbirlerini bulmuşlar mıydı?

indir

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: