A’dan Z’ye Felsefe / Alexander Moseley

12 Ağustos 2018

A'dan Z'ye FelsefeA’dan Z’ye Felsefe

A’dan Z’ye Felsefe’den…

Augustinus 354 yılında, Romalıların Kuzey Afrika’yı hâlâ kontrol altında tuttuğu bir dönemde, bugün Cezayir sınırları içinde bulunan Tagaste’de doğdu; 430’da, Alarik’in Roma’yı yağmalamasından 20 yıl sonra, Hippo’da bir Vandal kuşatması sırasında öldü. Akinolu gibi Augustinus da felsefeye Hıristiyanlığı savunma çabası içinde, ortodoks pozisyonu saldırılara karşı korumak amacıyla yaklaşmıştır. Bazı felsefeciler bundan dolayı onun felsefeye katkılarını küçümserler. Ne var ki, Augustinus’un düşünce tarihi ve Katolik Kilisesinin doktrini üzerindeki etkisi yadsınamaz. Mektupları, kitapları ve söz söyleme sanatındaki ustalığı sayesinde büyük bir ün kazandı. Bugün de zevkle okunacak bir düşünürdür. Bize çok modern gibi görünebilecek birtakım argümanları berrak biçimde sunar.

Augustinus genç yaşında çeşitli tarikatlere girip çıktıktan, en önemlisi de o bölgede popüler olan ve felsefesi dünyayı birbiriyle hâkimiyet mücadelesi içinde olan iki güce, iyiye ve kötüye bölen Mecusilikle (Manikeizm) ilgilendikten sonra, erken yaşta Hıristiyanlığın resmen tanınan damarına katıldı. ”Yeniden doğmuş” bir Hıristiyan olarak, daha ileride, kendisi bir sapkınlık haline gelmiş olan Mecusilik düşüncesine karşıt olarak evrenin birleşik bir nitelik taşıdığını iddia edecekti. Augustinus’ta yine Platon’un sesini duyarız. Öteki Dünya’yı gerekçelendirmeye ve doğasını açıklamaya çalışan bu adam, Platonik felsefenin genel ama kendisine tamamlanmamış görünen atılımını, İsa’nın ölümünden beri geçen üç yüzyıl boyunca gelişmiş olan teolojik miras ile başarılı biçimde kaynaştırmıştır. Ama, aynı zamanda, kulağımıza (yine Hıristiyan düşüncesi ve Doğu’nun ebedi selamet vaadi ile karışmış biçimde) Stoacı etiğin ruhun arılığını koruma adına bu dünyadan neredeyse mutlak biçimde feragat etmeye yönelik genişletilmesi çalınır.

Augustinus için Hıristiyanlık, geleneksel okulların yapamadığı bir şeyi yapıyor, daha yüksek bir dinsel düzeye, mutlak saadet (beatitude) düzeyine erişmenin olanağını yaratıyordu. İnsanın günahtan arınmış halde doğduğunu ileri süren Pelagius’a saldırırken Augustinus hepimizin doğuştan ilk günahla doğduğumuzu ve Tanrı ile ancak onun inayetiyle (grace) barışabileceğimizi vurguluyordu. Ancak, her birimiz Tanrı’nın inayetini reddetme konusunda özgür iradeye sahip olduğumuz için ruhumuzun selamete kavuşmasına sırt çevirebiliriz. Bu, Augustinus’un, bugün hâlâ haklı bir

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: