Amerikan Sapığı / Bret Easton Ellis

17 Ağustos 2018

Amerikan SapığıAmerikan Sapığı

Amerikan Sapığı’ndan…

Görmediğim ortaya çıkıyor, ama orijinal bir Onica’m olduğunu söyleyecek kadar da ucuzlaşmak istemediğim için masanın altından Courtney’yi hafifçe tekmeliyorum. Bu onu lityum sersemliğinden çekip çıkarıyor ve kurulmuş gibi, “Patrick’in bir Onica’sı var. Gerçekten,” diyor.

Hoşnut, gülümsüyorum; J&B’mi yudumluyorum.

“Oh, harika bir şey bu,” diyor Anne.

“Gerçekten mi? Onica ha?” diye soruyor Scott. “Bayaa pahalı, değil mi.”

“Valla, şu kadarını söyleyeyim…” İçkimi yudumluyorum, birden kafam karıştı, ne… ne… demek… şu kadarı? “Hiç.”

Courtney bir tekme daha yemekten korkarak içini çekiyor. “Patrick’inki yirmi bin dolara geldi.” Can sıkıntısından çıldıracak raddelerde, küçük bir mısır ekmeği parçasını didiklemekte.

Ona ölümcül bir bakış fırlatıp, tıslamamaya çalışarak, ııh, hayır, Courtney, elliye; diyorum.

Bakışlarını, parmaklarının arasında ufalamakta olduğu mısır ekmeğinden yavaşça kaldırarak o lityum sarhoşu haline rağmen, bana öyle kötü bir bakışla bakıyor ki, otomatikman tırsıyorum, Onica’nın bana aslında sadece on iki bin dolara mal olduğunu Anne ile Scott’a çaktırmıyor neyse ki. Ama Courtney’in ürkütücü bakışı -gerçi aşırı tepki göstermiş olabilirim; o belki de onaylamayan gözlerle sütunlardaki desenlere, jaluzilere, ban çepeçevre saran mor lalelerle dolu. Montigo vazolara bakıyor-dur- bir Onica satın alma prosedürü üzerine uzun uzadıya açıklamalarda bulunamayacak kadar korkutuyor beni. Kolayca yorumlayabileceğim bir bakış bu. Uyarıyor: Bana hele bir daha tekme at, bu gece avucunu yalarsın, anladın mı?

“Bence…” diye söze başlıyor Anne.

Soluğumu tutuyorum, yüzüm sinirden gerili.

“…ucuz,” diyor, ağzının içinde geveliyor.

Soluğumu salıyorum. “Evet, öyle. Müthiş bir kelepirdi, sayende,” diyorum, yutkunarak.

“Ama elli bin…” Scott hâlâ şüpheli.

“Şey, bence onun yapıtlarında… onlarda bir çeşit… nasıl desem… harika bir proporsiyon duygusu, yüzeysellikle alay etmeyi amaçlayan bir yüzeysellik var.” Susuyorum, sonra New York dergisinde gördüğüm bir eleştirideki cümleyi hatırlamaya çalışarak tekrarlıyorum: “Yüzeysellikle alay…”

“Luis’nin de bir Onica’sı yok mu, Courtney?” diye soruyor Anne, sonra Courtney’yi dürtüyor, “Courtney?”

“Luis’nin de… nesi… yok mu?..” Courtney sanki boşaltmak ister gibi kafasını sallıyor, gözlerini de iri

indir

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: