Eski Dünya Seyahatnamesi / İlber Ortaylı

22 Ağustos 2018

Eski Dünya SeyahatnamesiEski Dünya Seyahatnamesi

Eski Dünya Seyahatnamesi’nden…

Bahreynliler, denizci ve tüccar geleneğinden dolayı geniş görüşlü bir halk. Ama bu keyfiyet iktisadi değil, kültürel. Nitekim kilise, Hindu ve Budist mabetlerin inşasına izin verecek kadar dinlere ve yabancı dillere açık olan bu ülkede milli gelirin bölüşümündeki eşitsizlik önlenemiyor ve gene bu yüzden ülkede bir gerilim var. Bu temel çatışmalar sırf Bahreyn’in değil, Ortadoğu’nun hayatını ne derece değiştirecek? Bunun cevabını vermek kolay değil. En önemlisi de artan nüfusun yarattığı arazi ve konut ihtiyacı. Sığ denizi doldurarak arazi kazanmak, cingöz bir tedbir gibi görünüyor. Hükümet, Fransız ve Hollandalıların birtakım işbilir şirketlerine angaje etmiş; özellikle Hollandalılar, Bahreyn’in sığ denizini kazık çakarak doldurmakla mühendislik harikası yaratıyorlarmış gibi bir de böbürleniyorlar.

Dışarıda pek çevreci geçinen memleketler, dünyanın öbür köşelerinde öyle değiller. Hollanda ve Japonya bunların başında gelir. Kiyotolarını süsleyen ama Amazon’daki yağmur ormanlarını kazıyan Japonların yanında, Hollandalılar da Bahreyn’in su ve istiridye kaynaklarını tüketen sözde çevreciler… Kıyıların dolması yüzünden denize alttan alta karışan tatlı su kaynakları da tıkanıyor. Ve bu su kaynaklarına muhtaç istiridye yatakları yok oldukça da ünlü Bahreyn incileri tarihe karışıyor.

Banuş denen beyaz yelkenli balıkçı tekneleri denize açılmadıkça ve inci avcıları geçim kaynaklarının kuruduğunu gördükçe herkesin onlarla birlikte içinin kan ağlaması gerekir ama nerede? Üçüncü dünya ülkesi, sırf maddeten değil, zevk bakımından da fakir ülkedir. Nebi Salih’teki sık hurma ağaçlarının meydana getirdiği vahalar; o vahalardaki tatlı su göletlerinde rengarenk balıklarla yüzme öğrenen çocuklar (1970’lerde dahi bu böyleydi) artık kurumuş, beli bükülmüş, sararmış otlarla dolu arsalarda oyun oynuyorlar dahi diyemeyeceğim; çünkü yakında hepsinin yerine bina dikilecek.

Kuruyan ve düşen eski sık ağaç gövdelerinin yerinde Theokratos ve Pilinius’un tarif ettiği zümrüt misali cennet Bahreyn’i aramıyoruz. 20 yıl evvelki Bahreyn’in bile kaybolduğunu herkes biliyor. Denizden arazi ve para kazanmak pek tatlı. Ama ağızları tıkanan tatlı su kaynakları denize kavuşamadıkça, onları bekleyen istiridye kaynakları kayboldukça, ne eski inciler ne de

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: