İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı / İlber Ortaylı

22 Ağustos 2018

İmparatorluğun En Uzun Yüzyılıİmparatorluğun En Uzun Yüzyılı

İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı’ndan…

Osmanlı insanı 18. yüzyıldan beri bulunduğu mekânı ve zaman çizgisini başka bilinçle görmeye, dünya tarihini ve coğrafyasını tanımaya başladı. 18. yüzyılın Osmanlı okuryazarları arasında artık bir tür aydın zümre doğmuştu. Latince öğrenen Osmanlı-Türk aydınları vardı. Dimitri Cantimir’in İstanbul’daki dostları arasında Mavrokordatolar ve bir Müslüman olan Nefiyoğlu mükemmel Latince biliyorlardı. 17. yüzyıl sonunun tarih yazıcılarından Hezarfen Hüseyin Efendi Yunanca, Latince öğrenmişti. Meraklılar kervanına eski Galata kadısı (Yanyalı Hoca) Mehmed Esat Efendi de dahildi, İbrahim Müteferrika matbaasının musahhihi idi ve Latince öğrenmişti.

Hezarfen Hüseyin Efendi, Yunan-Roma tarihinden söz eden ve dünya tarihine bakmasını bilen bir tarih yazıcıydı. 18. yüzyıl Türkiyesi’nde ise örneğin Pirizade Mehmed Sâhib, İbn Haldun’un Mukaddime’sini Türkçeye çevirdi. 18. yüzyıl insanının tarihe bakış çizgisi ve bilinci değişiyordu. Ünlü sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa iki adet dünya tarihinin tercüme ve basımı için de bu arada emir vermişti (Hvandemir ve Aynî’nin dünya tarih ve coğrafyası ile ilgili eserleri). Ciddi lügat çalışmalarına da bu devirde başlanmıştı. Yazılanlar, değişik ilgileri doğurdu.

Dil bilgisi Avrupa ve eskiçağ tarih bilgisini, o da modern coğrafya bilgisini getirdi. Dünyadaki renklilik ve değişmeleri görmeye başlayan bu zümre büyümekte devam etti. Osmanlı adamı bir anlamda geride kalan zaman kadar, yaşadığı dünyanın renklerini de fark eden senkronize görüş sahibi biri oldu; yani dış dünya ile kendi konumunu karşılaştıran, yargılayan yeni bir kültür adamı ortaya çıktı. Meraklar değişiyordu. Bu eğilim sadece İstanbul’a ve Osmanlı bürokrasisinin üst katmanlarına özgü değildir. 1730’larda Baron de Tott, Kırım Hanı’nın Moliére oyunları hakkındaki bilgisini ve bazı çevirilerin yapıldığını hayretle kaydediyordu. Yaşam biçiminde ve zevklerindeki değişmeler için bunlar aşırı örnekler sayılmamalıdır.

Osmanlı aydın eliti artık dar anlamda okuryazar (literaty) olmaktan çıkıyor ve geleceğin intelligentsia’sını oluşturmaya hazırlanıyordu. Yaşadığı zaman kesitinin ve coğrafyanın bilincine eren bu zümre, çevresini değiştirme ve tarihle bilinçli bir diyalog kurma dönemine girecekti. 19. yüzyılın Osmanlısı bu değişen tarz-ı hayatın, yani döneminin bilinçlice adını da

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: