Cehennem Vadisi / Ali Erkan Kavaklı

31 Ağustos 2018

Cehennem VadisiCehennem Vadisi

Cehennem Vadisi’nden…

Akşamın alaca karanlığı sokağa çökmüştü. Adam, bitkin bir vaziyette eve dönüyordu. Endişeli, tedirgin ve gergindi. Beyni zonkluyor, gözleri sızlıyordu. Sinirleri felç olmuştu. İkindi vakti yeni bir tehdit telefonu daha almıştı. Sesi tanıyor gibiydi ama emin değildi. Adam sesini değiştirmek için homurtu halinde konuşmuştu. İçi içini yiyordu. Dükkânını erkenden kapatıp yola çıkmıştı. Her gürültü, beyninde balyoz etkisi yapıyor, ayak seslerinden bile korkuyordu. Tehdit edildiğini polise bildirmişti ama dükkân komşusu Hasan Usta’nın da dediği gibi, polis cinayetlerden sonra mesaiye başlıyordu.

Yeni bir ayak sesi duydu, korkuyla arkasına dönüp baktı.

İki kişi koşarak kendisine doğru geliyordu.

Tabana kuvvet kaçmaya başladı.

Sokağın karşısında yüzleri maskeli iki kişi daha belirdi. Eve ulaşmaya az kalmıştı. Kapıdan içeri kendisini bir atabilse kurtulurdu. Bütün gücüyle koşuyordu. Yüreği güm güm atıyor, korkudan ödü patlıyordu. Önden gelenler daha hızlı idiler. Arkadan da ayak sesleri geliyordu. Gözlerinin karardığını hissetti. Tam bu sırada iki yaşındaki küçük oğlu Azmi gözlerinin önüne gerildi. Yanaklarından yaşlar süzülüyordu:

“Baba, babacığım! Bizi bırakma!”

Hanımı Zeynep, iki gözü iki çeşme yalvarıyordu:

“Bey, çocukları kime bırakıyorsun? ”

Kızları Yeliz ve Yelda, çığlık çığlığa yalvarıyorlardı:

“Babacığım, seni seviyoruz. Bizi bırakma!”

Eve yetişemeyeceğini anlayınca maskeli adama yöneldi. Elini belindeki bıçağa attı. Hiç değilse birini haklamalıydı.

Arkasından koşanların da kendisine yaklaştığını hissediyordu. Kıskaca girmişti. Yarı karanlıkta adamlar, hayalet gibiydi. Gözleri, kara maske içinde kara bir oyuktan ibaretti. Adama yetişemeyeceğini anladı. Bıçağı fırlattı.

Bu sırada kulağına tabanca sesi doldu. Ayakları birbirine dolaştı. Belinde müthiş bir sızı duydu, içi kıyıldı, dizleri titremeye başladı, canının kesildiğini hissetti. Artık koşamıyor, hatta yürüyemiyordu. Olduğu yerde sendeledi. Dizlerinin bağı çözüldü. İki büklüm oldu, yere yığıldı. Burnu yere sürtüldü. Taşların buz gibi soğuğunu bedeninde hissetti. Burnundan kan sızmaya başladı. Gözleri kimseyi seçemiyordu. Kulağına homurtular doldu.

“Omuriliğine sık!”

Tabanca namlusu ensesine değdi. Ürperdi. Nefesini tuttu:

“Allah kahretsin, alçaklar!..”

Öfke kokan, alaycı bir ses:

“Bu son duan olacak!”

indir

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: